Yusuf Suresi 102. Ayet ve Gayb Haberleri
- Bu ayette Hz. Muhammed'e, Yusuf kıssası vahiy yoluyla bildirilmiştir.
- Peygamberlerin gaybı bilmesinin ancak Allah'ın vahyiyle mümkün olduğu vurgulanır.
- Yusuf kıssası, peygamberliğin mucizesi ve delili olarak sunulur. Bu konuyla ilgili detaylı bir analiz için Yusuf Suresi 102-105. Ayetler: Peygamberlik ve İnsanların İnançsızlığı Üzerine Derinlemesine Analiz okunabilir.
- Mekke müşrikleri tarafından sorulan tarihî sorulara detaylı ve tatminkar cevaplar verilmiştir.
Gayp Haberlerinin Peygamberlikteki Rolü
- Peygamberlerin geçmiş ve geleceğe dair gayb haberleri yalnızca vahiy ile bilinir.
- Kur'an'da, geçmişe ve geleceğe dair birçok gayb haberi mevcuttur ve bunlar peygamberliğin kanıtlarıdır. Bu mucizevi yönü daha iyi anlamak için Understanding the Miraculous Nature of the Quran: A Convert's Perspective incelenebilir.
- Hz. Muhammed’in bu haberleri kendiliğinden ya da başkalarından öğrenme imkanı yoktur.
103. Ayet: İnsanların Çoğunun İman Etmemesi
- Hz. Peygamber ne kadar çaba gösterse de, insanların çoğu iman etmeyebilir.
- Bu durum peygamberlere verilen bir takdir ve aynı zamanda bir uyarıdır.
- İnsan tabiatındaki sapmalar, geçmiş kıssalardaki kardeşlik problemleri gibi örneklerle açıklanır. Bu konuda insanı tanımanın derin boyutlarına dair fikir edinmek için Tasavvuf Yolculuğunda Nefsi Terbiye ve İnsanı Tanıma faydalı olacaktır.
- İnsanların iman etmeyişi, peygamberlerin vazifesi yerine getirip neticeyi Allah'a bırakmaları gerektiğini gösterir.
Tebliğ ve İrşatta Ücret Beklememek (104. Ayet İncelemesi)
- Peygamberlerin insanlardan herhangi bir maddi veya manevi ücret talep etmedikleri vurgulanır.
- Hizmet ve tebliğde samimiyet, ihlas çok önemlidir.
- Ücret beklentisi, hizmetin etkisini azaltabilir ve baskıya dönüşebilir.
- Hz. Ömer’in örneği, dünya menfaatlerinden uzak durmanın tasviridir.
Hizmette Sabır ve Hikmetler
- İnsanların iman etmeyişi kişisel bir eksiklik değil, ilahi takdirdir.
- Karşı tarafı suçlamadan, kendi samimiyetimizi sorgulamak esas olmalıdır.
- Hizmet esnasında insanlara hırsla yaklaşmak, iyiye yönlendirme hırsı taşıma önemlidir.
Özet ve Sonuç
- Kur'an'daki gayb haberleri Hz. Muhammed'in peygamberliğinin önemli delillerindendir.
- İnsanların iman etmeme hali peygamberlik görevini engellemez; bu Allah'ın takdiridir.
- Tebliğde ihlas ve ücret beklentisiz hizmet esastır.
- Bu ayetler, günümüzde tebliğ ve irşat faaliyetlerine önemli rehberlik sunar. Konuyla ilgili daha fazla rehberlik için Lessons from the Quran: Embracing Faith and Overcoming Challenges başlıklı özete de bakılabilir.
Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. Allahu ekber kebira velhamdülillahi
keira ve sübhanallahi bukraten ve asile la havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azim.
Elhamdülillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala resulina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi ecmeîn. Amin.
Rabbi salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ alihi ve sahbihi salaten tuhidu b külli salatin sfetin
ve müstefetin ve salli aleyhi ve alâ alihi ve sahbihi salaten murdiyeten leke ve limen dûek
veşike veid Rabbi salli alâ ehemrik
ve ilmik veik veikes
iradetik veilete vesle il cennetik. Rabbi salli alâ seyyidina Muhammedin ve alâ alihi ve
sahbihi salaten tezzil leh biha minalike ve kerametik ve tükemmil biha lehna minake ve nefilik veir aleyhimidike
veidik rabi salli aleyhi ve aleyhim salaten emede
ve nihayete rabi salli aleyhim zinete arşike ve dune ve semike ve fahun veedik
ve tahtehunne ve beyneh salaten zülf ve tek Allahümme h ymete
ymun şerraftehu ve kerremtehu vehu ve neşer fihi rahmetek ve menente fi bik ve ezzelte fiek
ve tefalte bihi alâ ibadik veallahu alâyyyidil mselin Hamdülillahi rabbil alemin.
Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim. ike min enil
gaybi nuhi ile ve kte ledeyhim iz ecmeu emrahum ve hum yemkurûf
suresi 102 ayet işte bunlar ey resulüm sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz gaybi hadiselerde endir. Yoksa onlar tuzak
kurmak ve planlarını kararlaştırmak için toplandıklarında elbette sen onların yanında
bulunmuyordun. Euzü billahi mineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
Elhamdülillah vessalatü vesselamü ala resulillah ve alâ alihi ve ashabihi ecmin. Amin.
Yusuf suresinin Yusuf Aleyhisselam, babası Yakup Aleyhisselam ve kardeşleriyle olan kıssasını
101. ayette tamamladı. Bu 102. ayetten itibaren sonuna kadar da alacağımız dersler üstünde duruyor.
Hacı abi daha önce Yusuf suresinden alacağımız dersleri de bir anlasanız demişti.
Sonunda gelecek demiştim. İşte tekrar ediyorum bu 102. ayetten itibaren Yusuf suresinden bizlerin
hem o dönemki Mekke müşriklerinin hem asırlardan beri kıyamete kadar bütün insanlığın ümmetin ve bizlerin
alacağı derslere dikkat çekiyor. Okunan ve meali verilen bu 102. ayette Yusuf kıssasının böyle
bir insicam içerisinde en detaylarına kadar anlatılmasını Cenabı Hak efendimizin kendiliğinden
bunu bilemeyeceğine, peygamberler şahsen gaybe muttali olamayacaklarına,
Allah bildirmeseydi bilemeyeceklerine dikkat çekiyor ve bu kıssayı efendimizin böyle
anlatabilmesini onun peygamberliğinin delillerinden olarak sayıyor. Zike işte bu kıssa demek
min enbail gayb gayp haberlerindendir. Allah'tan başka kimse gaybı bilemez. Peygamberler de bilemez.
Ancak Allah bildirirse peygamberlerine bilirler. Artık onun için gayp olmuyor. Çünkü Allah bildirmiş oluyor.
Ve o da zaten Allah'tan vahiy aldığına ve peygamberliğine delildir. Nhii
ileyk onu sana biz vahiy ediyoruz demek. Burası
vahiy kelimesi üstünde daha önce durmuştuk. Gayp kelimesi üstünde de daha önce
oldukça fazlaca. En nebe kelimesinin çoğuluike min enil gayb gaybın haberlerinden.
Araplar nebe kelimesini de kullanır. Haber kelimesi ki çoğulu ahbar. televizyonlarına
televizyonlarını açtığınız zaman Arapların bazen embbe bazen ahbar yani haberler demek.
Haberle nebe arasındaki fark daha önce bunlara da genişçe yer vermiştik. bir ayet münasebetiyle
haber genel manada yani yerde trafik kazası olmuş onun da haberini veriyor. Göktaşı düşmüş onun da haberini veriyor.
Her türlü haber verme haber kelimesiyle anlatılır. Ama nebe kelimesi veya çoğulu enbe kelimesi dikkat çeken daha has,
daha özel, daha dikkat çekici haberler demektir. Onun için Hazreti Yusuf Aleyhisselam'ın kıssası burada sıradan
haberler değil de nebe kelimesiyle çoğulu enbe kelimesiyle anlatıldığı için bu da böyle özel dikkat çekici bir
haber. sana biz vahy ediyoruz onu. Yani biz vahyetmesek sen bunları kendiliğinden bilmezsin. Yani sen kendi
başına konuşmuyor, kendiliğinden konuşmuyor. Bizim konuşturmamızla konuşuyorsun. Yani sen peygambersin
demektir. Bu Yusuf kıssası da Hz. Muhammed Aleyhisselam'ın peygamberliğine,
peygamber olduğuna delil olan ayetlerden bir tanesidir. Ayetin son cümlesi yukarıdaki o haber
kelimesinin, cümlesinin gayptan haber meselesinin bir açılımından ibarettir. Onlar tuzak kurmak üzere ittifak
ettikleri zaman yani Yusuf Aleyhisselam'ın 10 tane kardeşi
Yusuf'a tuzak kurmak istedikleri zaman sen onların yanında değildin diyor efendimiz aleyhisselam.
Yani onlar ne konuştular birbirleriyle ne fısıldadılar? Bir tanesi öldürmeyelim, kuyuya atalım dedi. Bu
kadar ince, detaylı konuşmalar Kur'an tarafından naklediliyor. Cenab-ı Hak efendimize, "Sen onların
yanında değildin. Yani biz sana vahiy etmeseydik sen bunu bilemezdin demek." Bu ayet gibi Kur'an-ı Kerim'de çok
ayetler vardır. Aynı tabirle başlayan mesela bir ayet Ali İmran suresi 44. ayet. Bunu o bölümde de incelemiştik.
Aynenike minilaybi nui ileyk. Bakınız Yusuf suresinin 102.
ayeti ile Ali İmran suresinin 44. ayeti aynı tabirle başlıyor. İkisi de aynı. İşte bu kıssa sana bizim vahyettiğimiz,
gayptan haber verdiğimiz bir kıssa demek. Bu Ali İmran suresi 44. ayetin içinde
başı aynı başlıyor. Sonunda ise Hazreti Meryem ve Hazreti Zekeriya bağlantısı aslında haber veriliyor.
yh eyühüm yekü meryem ve küntü künedeyim yahtasim
yani Muhammed yoksa Meryem'e hangisi himayesini alacak diye kalemleriyle kura
atarlarken de sen yanlarında değildin Hzreti Meryem'i kim mescitte bakacak? Çünkü annesi hanne validemiz. Benim bir
çocuğum olursa onu mescide bağışlayacağım dedi. E Hazreti Meryem olunca ki oğlan olmasını belki
bekliyordu. Götürdü onu Mescid-i Aksya vakfetti. Ama bakıma ihtiyacı var. Orada pek çok
işte mescidin o günkü tabir neyse bizim şimdiki tabirimiz de imamlar, vazifeliler vardı.
Kim baksın? Kurra attılar kalemle. Onu o ayetin tefsirinde anlatmıştık. Ve kurra Hazreti Zekeriya Aleyhisselam'a
çıktı. E efendimiz bunu da haber veriyor. Yani Allah ona vahiy etmese o bilemez. Sen onların o kalemlerle kurra
attıkları zaman yanlarında değildin. Bu haber de yine gayp haberlerinden yani Allah sana bildiriyor. Sen de insanlara
tilavet ediyorsun, anlatıyorsun. Yani sen peygambersin demektir. Yusuf kıssasından alacağımız birinci
ders bu olmalı. Yani eğer Hazreti Muhammed Aleyhisselam Allah'ın resulü olmasaydı kendi
gayretiyle, bilgisiyle, kendi kalbine gelen tuluatla neyse böyle bu gayp haberlerinden böyle bir insicam
içerisinde hadiselerin dikkat çekici noktalarıyla alıp onları size haber vermezdi, veremezdi. Allah vahiy ediyor.
Çünkü o bir peygamber demektir. Hzreti Peygamber aleyhisselam bu kıssayı yaşayanlarla beraber yaşamadığı
ve herhangi bir kitaptan da okumadığı gibi herhangi bir kimseden de öğrenmiş değildir.
Çünkü Mekke'de Yahudilerle temasta bulunan bazı kimseler bulunsa bile Yahudi din alimi de yoktu. Adam bu kadar
kıssayı bilse bile niye efendimize söylesin ki? Kendisi anlatır. Kendisi meşhurlaşmak ister. Bütün bunlar bu
kıssanın gayp haberlerinden olduğunu ve bir mucize. Yani Allah bildirmezse efendimiz ümmi
biz zat bunları bilemezdi. Efendimiz aleyhisselam'ın peygamberliğine delalet eder.
Buradan biraz daha çıkış yaparak aynı mecra içerisinden Kur'an-ı Kerim'de gayptan o kadar çok
verilen haber vardır ki mesela maziye ait gayıplardan kainatın yaratılma safhaları
Hazreti Adem kıssası Havva ile cennetteki vakaları Kabil Habil kıssasından
daha önce okuduğumuz Anlattığımız bütün peygamberlerin kıssalarına kadar helak olan kavimlerden helak olmuş bazı
Karun gibi zenginlere kadar Hz. Musa'nın anası o dönemde Firavun'un çocukları, erkekleri öldürmesinden
vahiyle sepete koyup Nil kenarına kadar gitmesi, saraya alınması vesaire
o kadar çok geçmişe dönük gayp mucizeleri var ki bütün bunların hepsi aslında Hzreti Muhammed Aleyhissalatu
Vesselam'ın peygamberliğine delalet ve şehadet ediyor. Efendimizin tek başına bunları bilme
şansı yoktur. 25. sözde icaz-ı Kur'an bahsinde 1inci şulenin 3ün şua
orada üç cilve var. Birinci cilvede üç şavk var. Birinci
şevkta maziye ait, geçmişe ait gaybi ihbarlardan bahsediyor ki hem Kur'an'ın Allah kelamı
olduğuna hem de efendimiz aleyhisselamın peygamberliğine delalet eder. İkinci şavkında geleceğe dönük gaybi
ihbarlar yani efendimiz aleyhisselamın hemen kendi döneminde olan hadiselerden
ama daha çok Kur'an'a dayanarak gelecekle alakalı. Hatta kıyamet kopunca, kıyamet koptuktan sonra cennet,
cehennem ta ebetlere kadar Kur'an'da geçen bu gelecekle alakalı bölümler. Bütün bunlar da Kur'an'ın gayp
haberlerinden Allah bildirmeseydi efendimiz bilemezdi. Onun peygamberliğine delil.
Bir de 3ün şkında burada 25 sözde hakaik-i ilahiye Allah'ın kainattaki esma tecelliyatı
Allah'ın sünnetullah dediğimiz kanunları ve kainat hakikatleri ve öbür alem uhrevi aleme dair anlattıkları Kur'an-ı
Kerim'in bütün bunlar gaybi ihbarlardan. Yani sadece bu mevzuda bir iki sohbet yapabiliriz ama şu anda asıl mevzumuz bu
değil. Özetle bir de göstereceğim bir kaynak daha var. 19. mektubun 5 ve 6. nüükteli işaretlerinde
ayet olarak değil ama efendimiz aleyhisselam kendi emen döneminde ve hemen daha
sonraki kıyamete kadar ümmetinin başına gelecek hususları öyle anlatıyor ki burada üstat misalleri vermiş. Bunlar
ayet değil. Efendimizin anlattıkları ama efendimiz bunları tek başına bilme şansı yoktur. Öyleyse gayptan haber vermiş.
geçmişe ait kayıptan, geleceğe ait kayıptan haber vermiş efendimiz aleyhisselam kendisi bunları
bilemeyeceğine göre ama anlattığına göre demek onlar ona vahyediliyor ve o Allah tarafından gönderilen
bir peygamberdir. Bu ayet yani 102. ayet Yusuf kıssasının Hzreet Muhammed Aleyhisselam'ın
peygamberliğine delalet etmesi yönüyle ki Mekke halkına anlatıyor bunu. Çünkü bu sure Mekke-i Mükerreme döneminde
nazil olduğunu daha önce söylemiştim. Ve Mekke halkı efendimize dediler ki, "Ya Muhammed,
söyle bakalım bu İsrailoğulları Mısır'a hangi dönemde ne münasebetle gitti?"
Efendimize soru sordular. Yani bilirsen demek sen peygambersin manasında bunu söylediler. Bu münasebetle bu sure-i
Yusuf nazil oldu ve onların sorularına öyle tatminkar, detaylı cevap verdi ki ama buna rağmen onlar inanmadılar.
İnanmasalar da o inanmayanlara diyor ki işte bu gayp haberlerini ümmi bir zat tek başına bu kadar detaylı ve insicam
içerisinde bilemez. size anlattığına göre demek ki ona vahiy geliyor. Allah var, vahiy var. Ve o da Allah'ın şanı
yüce bir nebisi manasında. Burada sadece bu ayet değil, sadece Ali İmran 44. ayet değil. Kur'an-ı Kerim'de
ne kadar gayptan bahseden ayetler varsa hepsi Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın peygamberliğine delalet ve
şehadet eder. Şimdi geldik 103. ayete. Buyurun. 103. ayet. Şunu unutma ki sen büyük bir
kuvvetle arzu etsen bile insanların çoğu iman etmezler. Açıklama. İnsanlardan maksat Mekke ahalisidir yahut bütün
insanlardır. >> Evet. Her ikisi de diyebiliriz. Çünkü az önce zikretmiştim. Tekrar
edeyim. Bu surenin nazil olmasının bir sebebi vardı. İsrailoğulları Mısır'a niçin gitti
şeklinde bir Mekke müşriklerinin sorusuna karşı bu sorular da böyle sıradan insanlar tarafından
sorulmuyordu. kıssa bilen Nadır ibn Haris gibi çevrede etrafta gezip kıssalar öğrenen,
gelip daha ben daha iyi kıssalar biliyorum diye peygamberimize haşa itiraz etmek isteyen Mekke
müşrikleri. Yani iyi kısra bilenler bunu efendimize sordu. İsrailoğulları Mısır'a niçin
gitti? İşte bu münasebette bu sure nazil oldu ve efendimiz bununla istiyordu ki onların dediklerini ben anlatayım.
Böylece onlar iman etsinler ve onların imana gelmeleri mevzusunda efendimiz aleyhisselam çok hırslıydı.
İşte bu ayet efendimizin onların rüşte, hidayete, imana gelmeleri mevzusundaki ne kadar böyle hırslı olduğuna dikkat
çeken bir ayet-i kerimedir. Sen büyük bir kuvvetle arzu etsen de yani çok hırslı olsan da insanların çoğu
iman etmezler. Bu ayet takdir edalı bir tenbihtir aslında.
Bu cümleyi ezberleyin. Evet. Bu 103. ayet efendimize özel takdir. Yani sen gerçekten insanların
şirkten küfürden kurtulmalarını istiyorsun. Gerçekten takdire şayansın ya Muhammed.
Gerçekten insanlar bir Allah'a inansınlar. Senin peygamberliğine inansınlar istiyorsun.
Ama sen ne kadar böyle ısrarlı olsan da şunu bil ki insanların çoğu yine inanmazlar. Hem takdir var
ve hem de estağfurullah ve hem de bir Allah tenbihi vardır.
Bu husus Kur'an-ı Kerim'de müteaddit yerlerde farklı bakış açılarıyla da ele alınmıştır.
Mesela Kehf suresinin başında üç kıssa Eshab-ı Kehf Hz. Musa ve Hızır
Aleyhimesselamların kıssaları, ayat hikayeleri, Zülkarneyn Aleyhisselam'ın durumu. Bütün
bunlar anlatılmadan önce fütüvvet hareketinden önce de nefseke
hadisi esefe ayeti. Yani anlattığın şeyleri insanlık kabul etmediğinden dediklerini demediklerinden
dolayı esefinden, kederinden neredeyse kendini paramparça edecek, intihar edeceksin.
Kehf suresi 6. ayettir bu. Ve Tövbe suresinin son ayetinden bir önceki ayete 128 ayet üstünde daha önce
durmuştuk. Efendimizin takdir makamında peygamberliği anlatılırken
harusun aley bil müminine raf rahim. Rauf ve Rahim Allah'ın iki zati ismidir. Allah'ın zati isimlerini diğer insanlara
vermek caiz olmamasına rağmen Allah burada iki zati ismini efendimize vermiş. Sen müminlere karşı çok rauf,
çok rahim, çok şefkatli, çok refetli, çok merhametlisin ve harisun aleyküm. Onların rüşte,
hidayete gelmesi mevzusunda çok ama çok hırslısın diyor. Burada
üstadın hem 6 sözde hem de 9uncu mektubun ikincisi, üçüncüsü dediği yani ikinci bölüm orada ama üçüncüsü diye
anlattığı yerde Allah'ın biz insanlara verdiği duyguların hayra bakan yönleri, şerre
bakan yönleri de olduğuna dikkat çekiyor. Mesela Allah kini, adaveti, aşkı,
muhabbeti bize niye vermiş? Nerede kullanırsak meulik ale leyhinde kullanmış,
nerede kullanırsak da suyu istimal etmiş oluruz. Bunların kıyaslaması için de bir de
vaizlerin günümüzde vaazlarının tesir etmemesinin sebebi hırslı adama hırs gösterme. Cemaat hırs iyi değildir
demeleridir. Halbuki Allah bizim fıtratımızda hırs duygusunu yaratmıştır. Bunu niye
yaratmışsa onun yönünü müspete tevcih etmek lazım. Malda, makamda, şehvette, şöhrette hırs değil ama hayırda,
müsabakada hırs göstermek, tebliğ ve irşatta hırs göstermek, insanların hidayeti mevzusunda hırs göstermek. İşte
burada takdir makamında sen çok hırslısın ama bu iyi bir şey. Ama sen ne kadar hırslı olursan ol
insanların çoğu da inanacaklar değildir diye efendimize tenbihte bulunuyor.
Risale-i kültürü içerisinde sizlerce de malumdur ki 17. lemanın 13. notasında medar-ı iltibas olmuş beş
mesele anlatılırken tarik-i hakta çalışan ve mühade edenler yalnız kendi vazifelerini düşünmek
lazımken Allah'a ait şeyni işi düşünür ve hata ederler diye orada bir bölüm var. Biz kurallarına uygun az sonra
gelecek basiretle tebliğ ve irşat yapar hakka hizmet ederiz. Ama muhataplar inanır inanmaz o bize ait
bir vazife değildir. Onları inandırmak bize ait bir vazife değildir. Başka bir ayette inneke
tehdebte veahe yehdi men yeşa. Ya habibim ey Muhammed aleyhisselam sen istediğini
hidayete getiremezsin. Allah isterse onlar hidayete ererler demek.
binaan aleyh anlattığımız zaman bütün insanlar veya muhatap aldığımız insanlar iman edecekler diye bir kaide yok.
Efendimiz bu kadar gayret sarf ettiği onların bir tek sorusuna, "İsrailoğulları niçin Mısır'a gitti"
şeklindeki sorularına bu kadar 101 ayetle cevap verdi ama buna rağmen
inanmadılar. Ve efendimiz de üzüldü. Surenin bu tebliğinden sonraki tablo olarak bunu
anlıyoruz. Efendimizin de ya sordular, cevap verdik. Buna rağmen inanmadılar diye üzülmesine karşı işte bu ayet-i
kerime ve eksi veev har müminin yani sen hız göstersen de insanların çoğu inanmazlar
şeklinde bir teselli cümlesi olarak efendimize vahiy edilmiştir.
Anlattığımız halde inanmamalarında elbette bazı hikmetler de vardır.
Bunlardan birkaç tanesine kısa kısa temas edebiliriz. Peygamber ocağında büyümüş evlatların
bile. Yani şimdi efendimiz anlattı bunu Allah'ın vahiyle. Hazreti Yakup'un çocukları, peygamber ocağında büyüyen bu
çocuklar. Onlar bile kardeşlerine ne kadar kötülükler yaptılar. Ya Muhammed, sen de
Mekke'deki diğer kardeşlerin mesafesindeki Mekke'de yaşayanlara karşı da ya peygamber ocağında büyümüşlerde
bile böyle problem oldu. Yani sen kimsin ki senin de Mekkelilerin sana inanmayabilir. Yani o bağlantı burada
aslında çok derin bir bağlantıdır. Peygamber ocağında büyümüş evlatların bile bazen fenalıklara sapabilmeleri
gösteriyor ki beşerin tabiatında çeşitli sapmalar mevcuttur. Onun için sen anlattığın halde hakkıyla basiretle
anlattığın halde sapabilirler, inanmayabilirler. Bu beşer tabiatı olarak normal demek.
Yani ama bizim için de günümüzün dünya şartlarında da geçerlidir. İkinci olarak ikinci hikmet
Allah'ın şi olarak peygamberler aleyhisselam aleyhimsselam üzerlerine düşeni yaparlar
ama neticeyi Allah'a bırakmak. Neticeyi Allah'a bırakırlar. Bu da Kur'an-ı Kerim'in temel ölçülerinden bir
tanesidir. Tekrar ediyorum. 17. lamanın 13. notasının medar-ı iltibas olmuş beş meselesinden
birinci meselesini buraya ilhak etmek, ilave etmek gerekiyor. Dikkatlice metotlarına uygun anlatıldığı
halde bazılarını inanmamasının bir diğer hikmeti de peygamberler kendi davalarında
kilitlenirler. Yani kendi davalarında fani olurlar. Ideallerinde, mefkurelerinde.
Üstat buna gaye-i hayal diyor. Onlar da iyice fani olurlar. Esasında peygamberler
şahsi bir hayat idali için bunu yapmazlar. Peygamberler sadece ilaii kelimetullah
için bunu yaparlar. Böyle olmasına rağmen ama insanların bir kısmı yine inanmayabilirler.
İşte bu noktasıyla meseleyi ele alarak bizler de kendi devrimizde, kendi şartlarımız içerisinde
bize düşenleri mükemmel bir şekilde eda ederek insanlar kabul eder, etmez, o onlara ait bir meseledir.
Biz bu mevzuda aynen burada bize anlatılmak istenen temel ölçüler gibi düşünmeliyiz.
Burada bir iki hususa daha kısaca temas etmek istiyorum. Mesela Kur'an-ı Kerim'de yine aynı bu
mesele Şuara suresi 3. ayette de anlatılır. Le
nefseke ella yekû müminin. Ey Muhammed mümin olmuyorlar diye adeta kendini helak edeceksin.
Efendimiz Aleyhisselam'ın bu kadar hırsla anlatmasına karşı ama onlardan pek çoğu Mekke döneminde
özellikle inanmadılar. İnanmayabilirler. Bu Allah'ın takdirine aittir.
Bizler için de geçerlidir bu mesele. Şu ince hususa özellikle temas etmek isterim. Bu bölümde.
İnanmamalarını acaba benim yanlış anlatmam mı sebebiyet veriyor?
Tahrik mi ediyorum? İhlaslı olamıyor muyum? Samimi değil miyim? Gibi
kendi muhasebemizi yaparak yaklaşmalıyız. Lan o kadar anlattık bunlar ne vefasız
insan ya. İnanmadılar deyip karşı tarafı suçlamak değil. Başta peygamberler olarak hiçbir dava
adamı insanları arzu ettiği çizgiye çekemediği zaman onları suçlamamıştır. Üstadın tarihçi hayatın son tarafında
konuşan yalnız hakikattir başlığındaki yazısını da okumanızı veya buraya ilhak edilmesini,
ilave edilmesini tavsiye ederim. 28 seneden beri bunlar benimle uğraşıyor. Sürgün, hapis vesaire,
işkence. Ne dedi bunlar bana? Dini siyasete alet ediyor. Öyle bir şey yok. ispat da
edemediler. Şahsi nüfus temin ediyor. Öyle bir şey de ispat edemediler. Yok yani böyle bir şey.
Ama anladım ki kader-i ilahi bunlar eliyle beni ikaz ediyor. Şimdilerde düşünüyorum ki demek ben vazifemi
vazifemi tam Allah için yapamamışım. İşte bu mesele. Bizler böyle karşı tarafı suçlama kolaycılığına gidiyoruz.
Bölgelerde vazife yapan arkadaşlar gidiyorsun bazen mütevellilerinden şikayetçi bunlar adam olmaz. Ben
anlatıyorum ama bunlar bir türlü olmuyor. Bu doğru değil. Karşı taraf suçlanmaz.
Burada Cenabı Hak efendimizi hem takdir ediyor hem de bir ölçü. Sen hırslısın güzel. Maşallah barekallah. tebrikler
ama insanların çoğu da iman edecekler değildir diyerek aslında bu mevzuda hem bize ders veriyor hem de bizim de nefis
muhasebesi yapmamız lazım geldiğine dikkat çekmiş oluyor. Kısaca bu ayetin de üstünde durmuş olduk ve şimdi geldik
100 >> 104 >> 4 ayet 104 ayete buyurun
ve aleyhi in illa zikr lilemin
104 ayet. Halbuki sen bu tebliğ karşılığında onlardan herhangi bir ücret de
istemiyorsun. Kur'an sadece bütün insanlar için bir derstir. Evrensel bir mesajdır.
>> Evet. Bu da yukarıdaki ayetin nazmi olarak mana devamı şeklindedir. Yani sen anlatman karşısında bir ücret
istesen, onlar da o ücreti veremedikleri için inanmasalar hani buna belki bir şey
denebilir ama sen ücret de istemiyorsun. Çok acayip bir şey bu. Veel
min ecr aleyhi min ecr in h illikr lil alemin mükafatını sadece rabbül aleminden
Kur'an herkes için ancak hatırlatma ve öğüttür manasına da var. Burada alacağımız bizim de çok dersler
vardır. Özellikle bizim bugün tebliğ ve irşatlarımızın, hizmetlerimizin
karşıdaki insanlar tarafından hüsnü kabul görmemesi acaba ücret beklentimizden dolayı olabilir mi?
Böyle bir muhasebe yapmalıyız. Bu ücret beklentisi birkaç kademe içinde ele alınır. Bir
maddi ücret, maaş. Yani vaizler, müftüler, imamlar maaş alıyor veya cemaatlerin içindekiler maaş alıyor
ise acaba ücret aldığımızdan dolayı mı biz insanlara karşı yani ruhsuz bir anlatım
içinde olduğumuzdan bundan dolayı mı iman etmiyor? arzu ettiklerimizi ve anlattıklarımızı kabul etmiyorlar diye
bir böyle ücret meselesi üstünde düşünmeliyiz. İki, insanlardan anlayış beklemek bile bir ücret beklemektir.
Sen vazifeni yap. Metotlarına, usulüne, üslubuna uygun anlat. Karşı taraftan anlayış bile bekleme.
Anlayış beklemek bile bir ücret beklemektir. Bir teşekkür bile bekleme. Teşekkür
beklemek bile bir ücret alma, ücret beklentisidir. Bir ücret bekleme. Diğer manasıyla da
bir makam beklersin, bir mansup beklersin, itibar beklersin. Ebileyim benden bahsetsinler, bana
hürmet, saygı göstersinler diye beklesin. Bunların hepsi bir beklemektir, bir ücrettir. İyi bir yemek
yedirsinler. Ben gelince ayağa kalksınlar veya benden bahsetsinler, bana iltifat
etsinler vesaire vesaire. Ücret beklemenin sınırı olmayacak kadar çoktur bu.
Eğer biz zaten bir ücret bekleyerek, bir karşılık bekleyerek hizmet yaparsak, tebliğ ve irşat yaparsak zaten tesirli
olmaz. Olmayınca da bu defa baskıya dönüşür işler.
Herkese baskı, azarlama, hakaretler bu defa bunlara dönüşür ve
tamamen iş dini ölçek, dini prensiplerin dışına çıkar. sevimsiz hale gelir. Evet. Hz. Ömer'in durumunu daha önce de
anlatmıştım. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Ömer duydu ki Şam Halep Estağfurullah Humusta'ta Hazreti Halit
ölüm döşeğinde bir helallaşmak istedi. Ben o bölgelerde kaldım.
kalktı Medine'den yine hizmetçisiyle nöbetleşe deveye binerek önce Şam'a uğradı. Daha sonra Halep'e geçti. Şam'da
Muavi'ye vali ve o öyle müthiş bir ziyafet hazırladı ki
Hazreti Ömer var. Başka protokoldan kimler varsa onlar var ziyafette. Hazreti Ömer hayatında belki ilk defa
gördüğü bir ziyafetti. O ne muhteşem. Hz. Ömer gelse biz de o ziyafeti öyle hazırlarız aslında.
Hz. Ömer bir lokma bile almadı. Haz Muavi'ye yani devlet parasından mı hazırlandı diye şüphe etti Ömer acaba
filan. Onu ikna etmeye çalıştı. Yani kendi param zengin bir insandı aslında. Hz. Haz. Ömer yine de yemedi ve sonra
ağlayarak sofradan kalktı ve ben daha önce efendimizle beraber bulundum. Böyle bir sofradan yemek yemedi. Bunun gibi
birinci yarı vefadarım Hazreti Ebubekir'le beraber şu kadar sene yaşadım. O da böyle bir sofrada yemek
yemedi. Ben şimdi halifeyim diye bu sofradan yemek yersem tut ki öbür alemde cennete
gitsem bile onlarla aranda kim bilir kaç kilometre ayrılık olur. Hem de acaba
dühe yani sen öbür aleme insan bol sevapla gidecekmiş.
Bakacakmış ki orada hasenat defterinde o sevaplar yok. Ya Rabbi ben şu kadar hizmet, bu kadar ibadet, bu kadar sevap
kazandım. Hani bunlar yok burada. Her şey kaydediliyordu. Allah da ona işte bu ayet
sen onların mükafatını yedin, içtin, bitirdin. Dünyada iken bu aleme bir şey kalmadı diyecekmiş. Dünyada her bir
beklenti bir ücret alma mesafesindedir. Onun için kaybolmak, yok olmak. Estağfurullah. Ben böyle bir şey
yapmadım ki böyle bir hakkım olsun demek. İhlasa tutunmak, riyadan uzaklaşmak
işin özü açısından çok önemli. Efendimiz aleyhisselam Mekkelilerden hiçbir ücret beklememiştir. Ücret derken makam,
kadın, bir para filan değil. diğer bir anlayış vesaire vesaire az önceki zikrettiğim veya edemediğim ne kadar
beklentiler varsa onlardan hep uzak durmuştur. Bu 104. ayette efendimiz aleyhisselam
için anlatılan bu husus aslında bütün peygamberlerin temel prensibidir. Onlar hiçbir zaman ücret istememişlerdir.
Bütün peygamberler böyle olunca onların gerçek varisi olan daha sonra gelenler, tebliğciler, irşatçılar, ulema, evliya
neyse onların da bu mevzuda o yolu takip etmesi gerekmektedir. Yusuf suresi 104. ayetin tefsiri
mesabesinde mesela Nahil suresi 41. ayette de bu mesele anlatılmış.
Furkan suresi 57. ayette Şuara suresi 109. ayette Şuara suresi 127. ayette Şuara suresi
145, 164, 184. ayetlerde eee anlatılmış. Sebet suresi 47. ayet. Hü suresi 79.
ayet. Yine Hüt suresi 51. ayet. Şu ara 109, 127, 145, 164, 184 ve sebrar etmiş oldum. 47. ayetlerde
bu mesele bir nakarat halinde tekrar edilmiştir. Ve ecrin incribil
alemin. Bazen teravih namazı kıldırırken hocalar başında sadece peygamberin adı değişir. Aslında
bu ayetlerin hepsi tekrar eder. Allahu ekber. Rükya gider. İkinci rekatta
hün ayetler aynen aşağıda tekrar eder. İşte bütün bunları ifade ediyor ve tekrar ediyorum Hzreti Muhammed
Aleyhisselam'ın da hiçbir ücret beklememesine burada Cenabı Hak bir defa daha vurgu yapmış. Sen vazifeni tam
yapıyorsun ya Muhammed. Hatta onlardan ücret de beklemiyorsun. Ama buna rağmen onların bir kısmı inanmayabilirler.
Yani bu da Allah'ın bir kanunu. Bunun hikmetleri var. Bu hikmetlere ram ol demek. Allah'a dayan, saya sarıl,
hikmete ram ol. Yol varsa budur. Bilmiyorum başka çıkar yol. Şimdi geldik 105. ayete. Şimdi ayrı bir
delille Mekke müşriklerine yaklaşmak ve efendimize bize teselli vermek için 105. ayet buyurun. Yeah.
Yusuf Suresi 102. ayet, Hz. Muhammed'e gayb haberlerinin vahiy yoluyla bildirildiğini vurgular; bu, peygamberlerin yalnızca Allah'ın vahyiyle bilinmeyeni öğrenebileceğinin delilidir. Bu mucizevi özellik, peygamberliğin en önemli kanıtlarından biridir ve peygamberin doğruluğunu destekler. Dolayısıyla gayb haberleri, peygamberliğin temel doğrulayıcı unsurlarından biridir.
- ayet, Peygamber Hz. Muhammed'in ne kadar çaba gösterirse göstersin, insanların büyük kısmının iman etmeyebileceğini belirtir. Bu, peygamberlere verilen bir takdir ve aynı zamanda uyarıdır; kişinin görevi tebliğ edip sorumluluğunu yerine getirmektir, sonuç ise Allah'a bırakılır. İnsan tabiatındaki sapmalar ve kardeşlik problemleri gibi örneklerle iman etmeme durumu açıklanmıştır.
- ayette peygamberlerin insanlardan ücret talep etmemesi vurgulanır; bu, hizmetin samimiyet ve ihlasla yapılması için gereklidir. Ücret beklentisi hizmetin etkisini azaltabilir ve baskıya dönüşebilir. Hz. Ömer'in dünyadan uzak durma örneği bu samimiyeti ve dürüstlüğü pekiştirir, böylece tebliğde saf niyet korunur.
Evet, Kur'an'da gayb haberleri yalnızca peygamberlere vahiy yoluyla bildirilir. Hz. Muhammed bu haberleri kendiliğinden ya da başkalarından öğrenemez; bu, peygamberlerin Allah'tan aldığı özel bir mucize ve yetkidir. Gaybın bilinmesi, peygamberliğin tartışılmaz bir delili olarak kabul edilir.
Peygamberlerin görevi tebliğ etmek olup, insanların iman edip etmemesi Allah'ın takdirindedir. Bu nedenle, iman etmeyenler suçlanmamalı; peygamberler samimiyetlerini koruyarak sabırla ve hikmetle hizmetlerini sürdürmelidir. Kendi niyetlerini sorgulamak ve hırsla değil, sevgi ve anlayışla yaklaşmak esastır.
Yusuf Suresi 102-105. ayetler tebliğ ve irşatta ihlas, sabır, ücret beklentisiz hizmet ve ilahi takdire teslimiyetin önemini öğretir. Hizmet verilirken samimiyetin korunması, karşı tarafın iman etmeme hali yüzünden yıpranmamak ve sonuçları Allah’a bırakmak günümüz uğraşları için de geçerlidir. Bu yaklaşımlar tebliğde etkinlik ve dayanıklılık sağlar.
Heads up!
This summary and transcript were automatically generated using AI with the Free YouTube Transcript Summary Tool by LunaNotes.
Generate a summary for freeRelated Summaries
Tasavvuf Yolculuğunda Nefsi Terbiye ve İnsanı Tanıma
Bu dersimizde nefsin tanınması, insanın varoluş gayesi ve nefsi terbiye etmenin önemi üzerinde durduk. Nefsin beş temel gücü ve düşüncenin ruhani yolculuktaki yeri detaylı örneklerle anlatılırken, tasavvuf yolunda sadakat, tevbe ve kalp temizliğinin rolü vurgulandı.
Cinayetlerin Ardında Yatan Karanlık İlişkiler: Nezaket ve Zeki Aydın Olayı
İç içe geçmiş cinayetler, kayıplar ve karanlık ilişkiler müge anlıda ele alınıyor.
Lessons from the Quran: Embracing Faith and Overcoming Challenges
In this enlightening talk, the speaker discusses two significant incidents from the Quran, focusing on the stories of the Seven Sleepers and Prophet Ibrahim. Emphasizing the importance of faith, the speaker encourages listeners to detach from harmful influences and trust in Allah's guidance, especially during the holy month of Ramadan.
TYT Matematik Bölünebilme Kuralları ve Örnek Sorular Analizi
Bu videoda, TYT Matematik'te sıkça karşılaşılan bölünebilme kuralları detaylı şekilde anlatılıyor. 2, 3, 4, 5, 8, 9, 10, 11, 12, 15, 36 gibi sayıların bölünebilme kuralları örneklerle açıklanıyor, çözümlü sorularla pekiştiriliyor. Ayrıca kalan sorularına yönelik stratejiler ve asal çarpanlar kavramı üzerinden önemli ipuçları veriliyor.
تفسير سورة الناس: الاستعاذة من الوسواس الخناس
تتناول هذه السورة المدنية الاستعاذة بالله من شر الوسواس الخناس، الذي يوسوس في صدور الناس. يوضح التفسير أهمية الاستعاذة بالله كوسيلة لحماية النفس من الشيطان، ويشير إلى أن الوسوسة قد تأتي من الجن والإنس على حد سواء.
Most Viewed Summaries
Kolonyalismo at Imperyalismo: Ang Kasaysayan ng Pagsakop sa Pilipinas
Tuklasin ang kasaysayan ng kolonyalismo at imperyalismo sa Pilipinas sa pamamagitan ni Ferdinand Magellan.
A Comprehensive Guide to Using Stable Diffusion Forge UI
Explore the Stable Diffusion Forge UI, customizable settings, models, and more to enhance your image generation experience.
Mastering Inpainting with Stable Diffusion: Fix Mistakes and Enhance Your Images
Learn to fix mistakes and enhance images with Stable Diffusion's inpainting features effectively.
Pamamaraan at Patakarang Kolonyal ng mga Espanyol sa Pilipinas
Tuklasin ang mga pamamaraan at patakaran ng mga Espanyol sa Pilipinas, at ang epekto nito sa mga Pilipino.
Pamaraan at Patakarang Kolonyal ng mga Espanyol sa Pilipinas
Tuklasin ang mga pamamaraan at patakarang kolonyal ng mga Espanyol sa Pilipinas at ang mga epekto nito sa mga Pilipino.

