İdari Yargının İnsan Hakları Üzerindeki Rolü
- İdari yargının yapısal dönüşümleri ve hakimler-savcılar kurulu değişikliklerinin yargı bağımsızlığına etkisi
- Bölge idare mahkemelerinin kurulması ile iş yükü ve hak arama özgürlüğü üzerine sonuçlar
İfade Özgürlüğü ve Akademik Özgürlükler
- Barış bildirisi imzacılarına yönelik davalarda idari yargının tutumu ve Anayasa Mahkemesi ihlal kararları
- Akademik özgürlükler kapsamında sadakat yükümlülüğünün yorumu ve tartışmaları (Tasavvuf Yolculuğunda Nefsi Terbiye ve İnsanı Tanıma)
- Basın özgürlüğüne idari müdahaleler, RTÜK ve Danıştay kararları
- Basın kartı iptalleri ve masumiyet karinesi kavramı
Kamu Görevlilerinin Sorumluluğu
- İdare ajanlarının idari, mali ve cezai sorumlulukları
- Hizmet kusuru, görev kusuru ve kişisel kusur ayrımı
- Kartalkaya otel yangını davası örneği ile kamu ajanlarının sorumlulukları ve yargı süreçleri
Yargı Kararlarının Uygulanması ve Denetim
- Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarının objektif ve subjektif etkisi
- Uygulanmayan ihlal kararları ve yargı organlarının dirençleri
- Danıştay ve Yargıtay içtihatları, mahkeme kararlarının bağlayıcılığı konusu
İyi İdare ve İyi Yönetişim Anlayışı
- Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın iyi idareyi algılaması ve buna ilişkin norm denetimi kararları
- Merkezi ve yerel yönetimlerin uyum ve çatışma durumları
- İyi yönetişim ilkelerinin birey haklarına etkisi
Sonuç ve Öneriler
- İdari yargının insan haklarını etkin koruyabilmesi için bağımsızlığın güçlendirilmesi
- Yargılama ilkelerinin insan hakları odaklı yorumlanması ve uygulanması
- Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının tam uygulanması
- Temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerde demokratik toplum standartlarının gözetilmesi
Sempozyumun sonuç bildirgesinde, idari yargının karşılaştığı yapısal sorunlar ve insan hakları üzerindeki etkilerinin kapsamlı biçimde ele alınması, bu alandaki iyileştirici adımların önemine dikkat çekilmiştir. İfade ve akademik özgürlüklerin korunması, yargı bağımsızlığı ve kamu görevlilerinin sorumluluğunun net şekilde tanımlanması gerektiği vurgulanmıştır. Türkiye'deki yargı sisteminde insan haklarının daha etkin şekilde korunması için kurumsal reformların hayata geçirilmesi ve etkili başvuru yollarının oluşturulması elzemdir. Ayrıca, bu konulara dair daha kapsamlı analiz için Yusuf Suresi 102-105. Ayetler: Peygamberlik ve İnsanların İnançsızlığı Üzerine Derinlemesine Analiz okuyabilirsiniz.
4. oturumun başkanlığını yapmak üzere Avukat Doktor Sayın Kerem Altıpmağı'ı yerlerine davet ediyorum.
Ve konuşmacılarımız Türk Alman Üniversitesi öğretim üyesi Doçent Doktor Sayın Berke Özençi yerlerine davet
ediyorum. Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Doçent Doktor Sayın Elvin Evrim Dal
kılıcı yerlerine davet ediyorum. Emekli Danışta Üyesi hakim Sayın Suna Türkoğlu'nu yerlerine davet ediyorum ve
sözü Sayın Altıp Parmağ'a bırakıyorum. >> O zaman ben gid şey yaparım. >> Tabii tabii. Sen yani şaşırtmış şey
olmasın di. >> Eee günaydın. eee beklenti üzere pazar sabahı biraz
daha sakin. Eee ama oturum başkanı için iyi bir durum. Biraz eee korsan tebliğ sunma fırsatı. Tabii amaç korsan tebliği
sunmak değil. hem gelenlere eee dün hatırlatmak, dün burada olmayanlar eee da belki eee bugünle dün arasındaki eee
köprüyü kurmak eee için eee kısa eee bir giriş ve eee bu oturumun eee niye planlandığını eee kısaca aktarmak
istiyorum. Dün eee konuşmacılarımızdan Çağlar Çağlayan eee Türkiye'deki durumu yarışmacı otoriterizm eee olarak
tanımlayıp eee o çerçevede eee bir eee sunum yapmıştı. Ben eee Türkiye ve benzeri ülkeler ki bugün bir tanesinde
seçim var Macaristan'da eee legal otoriterlik kavramını daha önemli görüyorum. Çünkü eğer evet bu rejimler
yarışmacı bir otoriterlikle başladılar ama daha sonra yaptıkları her şeyin hukuki bir çerçeve içerisinde veya kılıf
içerisinde eee gerçekleştiğini eee söylediler ve eee buna ek olarak da hegomonik bir otoriterlik eee
gelişti. Şimdi zaten Türkiye ve benzeri rejimler için bu tabirlerin çok kullanıldığını eee görüyoruz. Bu da her
yere hakim olmayı eee gerektiren bir eee sistem. Bu çok aktörlü bir sistem. Biz insan hakları çalışanlar ağırlıklı
olarak ceza eee hukukunu ve ceza hukuku aktörlerini bu açıdan bir araç olarak görüyoruz. Ama
eee bu böyle bir rejim işte üniversiteden medyaya eee futbol federasyonundan eee spor kulüplerine
kadar her yeri eee eee kontrol altına alıyor. O yüzden aslında bu aktörlerin rolüne ilişkin 10
yıllık en azından eee tarihimizdeki değişikliklerin hepsinin bu çerçeveden okunması gerektiği kanaatindeyim. Yani
bir şey oluyorsa bunun bir nedeni eee vardır bu e sisteme eklemlenmek için. Dün konuşulan eee konulardan biri
örneğin suç ceza hakimlikleri idi. Şimdi suç ceza hakimlikleri 2014'te kuruldu. Tam o sene yine dün konuşulan hakimler,
savcılar yüksek kurulu, tabii HSK konuşuldu ama önceki hali hakimler yüksek kurulu
2014 seçimlerini eee kazandı ve bunun sonucu olarak 2014'te suç ceza hakimlerinin eee atanması
meselesi çok kritik bir mesele haline geldi. Çünkü tutuklamalara itirazları suh cezalardan suh cezalara yapma
sistemi geldi 2014'ile birlikte. Böylece Türkiye'deki herkesi tutuklayabilir hale geldiniz. Eee, o dönem henüz, eee,
cemaatçi olan ya da hükümetin hoşlanmadığı diğer hakimler fişlenmediği için asliye cezalardan dönen kararlar
suç cezalarda kapalı devre sisteminde eee, görülmeye başlandı. Nitekim Venedik Komisyonu suç cezalarla ilgili yazdığı
raporda hükümete eee 720 suç ceza hakiminden kaç tanesine ihraç edildiğini soruyor. Bunu birkaç yerde söyledim ama
eee, bilenleriniz var mı bilmiyorum. Türkiye'de yargıç ve savcıların üçte birinin ihraç edildiği dönemde sadece
bir tane suç ceza hakimi ihraç edilmiş. O da suç ceza hakimliğinin anayasaya aykırı olduğunu Anayasa Mahkemesie ileri
süren bir hakim. Şimdi o nedenle suç ceza hakimliği meselesine bu boyuttan bakmazsak eee bir eksiklik olabilir.
Bütün eee şeyin de bu çerçevede eee olması eee gerektiği kanaatindeyim. Biz de bu sempozyumu, eee, planlarken ben
aynı zamanda sempozyum hazırlık heyetindeydim. eee bu perspektifi mümkün olduğunca idare hukuku ve idari yargı
açısından eee değerlendirmek istedik. Onun için aslında üç farklı mesele vardı. Burada atladığımız temalar ve çok
önemli başlıklar var. Sonrasında uyarıları da geldi. Eee yani olabilir miydi? Olabilirdi. Eee bilinçli veya
bilinçsiz yaptık ama eee bir yandan da bu hegomonik şeyde her şeyi iki günlük bir toplantıda anlatmanız mümkün değil.
Biz şunu yapmaya çalıştık. Organizasyon nasıl değişti? Biraz önce söylediğim çerçeve içerisinde ona bakmaya çalıştık.
Birinci oturum özellikle dün e buna ilişkindi. Danıştay, bölge idare mahkemeleri ve bunların rolü. Eee sonra
muhakeme nasıl değişti ona bakmaya çalıştık. Özellikle ikinci oturum eee buna ilişkinde. 5. oturum da kısmen
bununla ilgili eee olacak ve üçüncü olarak da esas nasıl değişti? Şimdi bu oturum aslında e bunu tartışmayı eee
hedefliyor. Eee ve kısmen 5. oturumda tabii yine buna dokunacak. Yani hem eee bir organizasyon değişikliği ile karşı
karşıyayız hem bu muhakeme metotlarının araçsallaşmasıyla karşı karşıyayız. Ama onun doğal bir sonucu olarak da bu
sempozyumun başlığını eee oluşturan insan haklarının eee üstünde çok somut eee etkileri var. Eee, eee, burada, eee,
bu somut etkinin iki farklı eee, konusunu konuşmaya çalışacağız. Birincisi ifade özgürlüğü. İfade
özgürlüğünün farklı iki görünümünü eee, bir eee, akademik özgürlük, bir de medya özgürlüğü eee, bakımından yapacağız.
Daha sonra da eee kamu görevlilerinin eee insan hakları bağlamında sorumluluğunun eee özellikle eee bir
vaka ama hani oradaki onun ışığında eee özellikle 2023 eee eee depreminden sonra çok konuşulan eee
kamu görevlilerinin eee sorumluluğunun idari hukuku lensinden eee tartışmasının imkanı eee açılacak. E bu arada eee hani
ifade özgürlüğü deyince e ilk akla biraz önce söylediğim gibi idare hukuku gelmiyor. Çünkü hani ceza hukuku
araçları eee bir iki gündür takip ediyor musunuz bilmiyorum. Kanuni Sultan Süleyman'ı eee fark badisiyle evlendiği
için bir eee şeyin gözaltına alınması. Ama bakın idare hukukunu ilgilendiren bir yönü de var. Aynı komedinin eee BTK
şeylerini engelledi. Sosyal medya hesaplarını. eee hepsi birbirine zincirleme bağlı ya suç ceza da tabii ki
eee onayladı eee bu verilen kararı. Onun için sıklıkla karşımıza, eee idare hukukunun ifade özgürlüğü ile ilişkisi
eee çıkıyor. Eee bu çok boyutlu ve her zaman da eee ceza mahkemeleri daha kötü değil. Bakın, e, açık radyo örneğini
yakınlarda takip ettiyseniz RTÜK eee meselesinde en azından artık Ermeni soykırımı ifadesini kullanmak ceza
mahkemelerinde ceza konusu değil. Ama Ankara 21. İdare Mahkemesi'ne göre ki hep zincirleme birbirine bağlı ya. Bir
OHAL mahkemesi aynı zamanda Ankara 21. Mahkemesi. Bunu şahsen söyleyebilirsin ama radyoya da söylersen halkın bir
kesimini diğer kesimine tahrik etmiş olursun gerekçesiyle ceza mahkemesinin yaptırıma tabi tutmadığı şeyi e idari
hukuku açısından yaptırıma tutabileceğini söyledi. O yüzden hani idari yargının bu boyutuyla tartışılması
çok eee önemli. Bir de her vatandaşı etkiliyor. Afişan öğrenciden tutun da tweet atan eee öğretmene kadar. Ama
bunun bir yönü eee bireysel özgürlükler bir yandan da işte bu hegomonik iktidar oraya bağlayacak olursak RTÜK eee
üniversiteler arası kurul eee işte basın ilan kurumu, eee artırılabilir BTK, YÖK gibi araçlarla kurumsal olarak da ifade
özgürlüğünü eee baskı altına alıyor. Ben daha fazla eee uzatmadan eee eee önce sözü eee Berke Hocaya vereceğim. eee
buradaki sıraya uyacağım. Aksini konuşmadık. Talep eden varsa eee ardından medya özgürlüğü için eee Elvin
Hocaya ve son olarak eee kendi deneyimiyle de ışığında eee bir başka eee sorunu tartışacak olan eee Suna eee
Hanı'a eee emekli Danıştay üyesine eee söz vereceğim. Daha fazla uzatmak istemiyorum. Belki eee nihayetinde e
konuşma fırsatı olur. Buyurun Berki hocam. >> Çok teşekkür ediyorum öncelikle. tüm
konukları saygıyla selamlıyorum. Davet için de tabii Barolar Birliği'ne çok teşekkür ediyorum. Eee,
evet benim konum akademik özgürlük ve bu özgürlük bağlamında son dönemde sıklıkla gündeme gelen ve idari yargı
kararlarında da bir sınırlama ölçütü olarak karşımıza çıkan sadakat yükümlülüğü. Bu kapsamda ilk olarak
sadakat kavramı üzerinde durmak, bu kavramın hukuki anlamını tartışmaya açmak istiyorum. Ardından da sadakat
kavramının akademik özgürlük üzerinde yarattığı caydırıcı etki üzerinde durmaya çalışacağım. Barış bildirisine
uygulananlara, uygulanan yaptırımlara dair Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararı ve bu karara idari yargının direnci,
akademik özgürlük ve sadakat yükümlülüğünün kesiştiği somut bir örnek. Dolayısıyla uygulama açısından bu
mesele sunumumun eee merkezinde yer alacak. İlk olarak tabii sadakat kavramından başlamak gerekirse anlam
açık aslında. Bağlılık demek biraz da duygusal boyutu olan içten bir bağlı bağlılık anlamına geliyor. O zaman temel
sorumuz şu. Akademisyenler de dahil olmak üzere kamu görevlileri neye sadık olmalı? Devlete mi? siyasi rejime mi
yoksa iktidarı kontrol eden siyasi partiye mi? Türkiye'de öğretide ve son yıllarda idari yargı kararlarında tabii
siyasi söylemlerde sorunun bu çerçevede ele alındığını görüyoruz. Ama aslında bu tuzak bir soru.
Çünkü sadakatin öznesi olarak siyasi rejimin ya da ya siyasi rejim ya da siyasi iktidar arasında ya da devlet
arasında bir fark varmış gibi gözükse de böyle tanımladığımızda tüm bu kavramların aslında anayasasında hukuk
devleti olduğu açıkça yazan bir ülkede hukuki bir geçerliliği olmadığını her şeyden önce vurgulamak gerekiyor.
yargıçlar da akademisyenler de dahil olmak üzere kamu görevlileri tabii siyasiler ve ayrıca yurttaşlar için
bağlayıcı olan anayasa olduğu da anayasada açıkça yazıyor. Nitekim sadakatin anayasaya ve kanunlara
kısacası hukuk düzenine olması gerektiğini vurgulayan iki farklı norm var anayasada. biri tüm kamu
görevlilerinin yalnızca anayasaya ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmalarını öngören 129. madde. Diğeri
de en az bunun kadar önemli kanunsuz emri düzenleyen 137. madde. Ama yalnızca bunlar değil. Adil yargılanma hakkından
suçta ve cezada kanunilik ilkesine pek çok anayasal norm hatta tüm hukuk düzeninin varlık amacı kişisel ya da
siyasi değer yargılarına rağmen mümkün olduğu ölçüde anayasaya ve kanunlara sadık kalınmasını sağlamak diyebiliriz.
Dolayısıyla sonuç olarak anayasaya ve kanunlara sadakat anayasaya geç anayasada geçtiği şekliyle kamu
görevlilerinin hukuk normlarını titizlikle uygulaması ve bu normları ihlal etmemesine dair bir yükümlülük
aslında bir hatırlatma da diyebiliriz bunun. Ama önemli iki boyutu var. Eee hem yurttaşlar açısından hem de kamu
görevlileri açısından temel güvenceleri hatırlatıyor. Böyle bir anlamı olduğunu söyleyebiliriz. Kamu görevleriyle
başlamak gerekirse yalnızca anayasaya ve kanunlara sadık kalmak zorunda olmak siyasi ve idari gücü elinde
bulunduranların baskılarına karşı bir güvence aslında. anayasal düzen ve idari hukuku da bir bütün olarak bu yaklaşım
üzerine kurulu en azından normatif olarak bunun hukuki sonucu da aslında olması gereken kamu görevlilerinin
anayasayı ve kanunları uyguladıkları sürece keyfi yaptırımlara maruz kalmamaları
bu diğer yandan yurttaşlar için de bir güvence ve normatif dayanaklarını da devlet yansımalarını da devlet memurları
kanunua görüyoruz aslında kamu görevlilerinin tarafsız davranma yükümlülüğü
Kamu görevlileri herhangi bir siyasi partiye, kişiye, zümreye, onların yararına veya zararına bir faaliyette
bulunamaz. Aynen böyle yazıyor kanunda ve herhangi bir temelde ayrımcılık yapamaz. İşte tam da bu bağlamda
yurttaşların hukuk güvenliğini sağlamaya dönük bir güvence kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğü.
Toparlamak gerekirse sadakat yükümlülüğü anayasalara ve kanunlara her koşulda uyma yükümlülüğüne dair bir hatırlatma,
bir vurgu ve aslında da biraz daha etik ahlaki bir eee gönderme içeriyor. Yani normatif düzende var olana dair son bir
hatırlatma gibi. Ve bu vurgun tarihi ve siyasi nedeni de eee hem Türkiye'de hem de Türkiye'nin ilham aldığı Almanya
açısından çok benzer. kamu görevlilerinin partizanlaşması, hukuka aykırı uygulamalarla muhalefeti ve tabii
demokrasiyi felç etmesi. Vaymar döneminde de eee 1924 anayasası döneminde önce eee resmi ardından fiili
tek parti döneminde de yaşadığımız bir deneyim bu. Dolayısıyla anayasaya ve kanunlara
sadakat aslında pozitif hukukta yer almasa da anayasal bir devlette herkesin yükümlülüğü diyebiliriz. Tehlike bu
anlamı aşacak şekilde belli bir kuruma ya da kişiye sadakat olarak hukuküstü bir değer olarak kabul edilmesi
durumunda ortaya çıkıyor. Bu tehlike sadece siyasi partiye ya da rejime sadakat değil, devlete sadakat kavramı
için de özellikle geçerli. Çünkü seçimlerin olduğu, demokratik, siyasi iktidarın dönüştüğü bir rejimde siyasi
iktidar, çok bildiğimiz bir husus zaten apaçık siyasi partilerin kontrolünde ve çok çeşitli güç odaklarının etkisi
altında bu gerçeği yok sayarak devlete sadakat kavramına yaslandığımızda siyasi iktidarı kontrol eden partilere ve
kişilere sadakat yükümlülüğüne dönüşmüş oluyor bu yükümlülük. Bu durumda da ne oluyor? Ben devlete sadakat yükümlülüğüm
doğrultusunda ya da devletin bekası korunması adına adına hareket ediyorum diyenler hangi görevi üstlenirse
üstlensinler hukukun öngörmediği yaptırımları uygulayabiliyor ya da bu değerlere aykırı gördükleri yargı
kararlarını Anayasa Mahkemesi kararları olsa da eee uygulamayabiliyor, geçersiz kılıyor adeta.
Bugüne dönecek olursak Türkiye'ye, Türkiye'de işte bu devlete sadakat kavramı benim sunumumun da merkezinde
yer alacak. Eee, içtihatlarda geniş bir şekilde yer bulmaya başladığını görüyoruz. Ve bu bize o halin mirası. Bu
gerilemelerin, demokratik alandaki gerilemelerin pek çoğunda olduğu gibi, eee, ben bir fikir vermek için
Danıştay'ın resmi internet sayfasına girdim. Böyle bir tablo beklemiyordum. Devlete sadakat kavramını içeren
kararları arattığınızda 3451 karar çıkıyor bugün itibariyle. Bunların yalnızca 5şi 21 Temmuz 2016'daki OHAL
öncesinde verilmiş kararlar. Tabii bu tabloda eksikler var. Bazı kararlar savunmanın içeriğinde yer alıyor ama
genel olarak çarpıcı yani çok çarpıcı bir görüntü diyebiliriz. Ama burada bir başka da ilginç nokta var. Türkiye'de
anayasa ve kanunlarda aslında devlete sadakat diye bir kavram yok. Anayasada biraz önce söylediğim gibi
anayasaya ve kanunlara sadakatten söz ediliyor. Devlet Memurları Kanunua sadakat kavramını düzenleyen 6. madde
var. Bir de devlete bağlılık kavramının geçtiği 7. madde var. Biraz önce söylediğim gibi yani burada
aslında belli ideallere referans veren kavramlar bunlar. Devlet, sadakat, eee, devlete
bağlılık, eee, ve bunların aykırılığına dair bir yaptırım da öngörülmemiş. Çünkü zaten hukuka aykırı davrandığınızda
böyle bir mantığı var. Yani aslında çok basit şeyleri tekrarlamak gerekiyor. Ne? Eee, hukuka aykırı davrandığınızda
ne olacağını düzenleyen çok kapsamlı normlar var. Yani ceza hukuku normları var. Kamu görevlileri açısından disiplin
suçları var. Bunlardan ceza aldığınızda zaten kamu görevine giremeyebiliyorsunuz. ya da kamu görevi
sırasında görevinize son verilebiliyor. Ama Türkiye'de uygulamaya baktığımızda yavaş yavaş devlete sadakat kavramının
tam da böyle içeriği dilediği gibi doldurulabilecek şekilde bir destek ölçü norm olarak kullanılmaya başlandığını
görüyoruz. biraz önce işaret ettiğim tehlike. Bunun tabii pek çok örneği var ama ben
sunumun da sınırları nedeniyle barış bildirisinin ardından yaşanan yargısal süreci merkeze alacağım. Üç nedenle.
Çünkü bir yandan barış bildirisi Anayasa Mahkemesinin eee bu ihlal kararı her şeyden önce akademik özgürlüğün
Türkiye'de durumunu yani hukuki kapsamını ortaya koyması açısından önemli. İkincisi bu
kararda yer alan muhalefet şerhlerinde akademik özgürlüğü sınırlandırmak amacıyla devlete sadakat kavramını
kullanıldığını görüyoruz muhalefet şerhinde. Ve aynı zamanda bu şerhler kavramın biraz önce tarif ettiğim
şekliyle ne kadar keyfi olarak kullanılabildiğini gösteriyor. Üçüncüsü de Anayasa Mahkemesi'nin kararına rağmen
yaşananlar sadakat yükümlülüğünün idari yargıda da keyfiliğe kapı aralayacak şekilde kullanıldığını bizlere gösteren
önemli somut örnekler sunuyor. Tabii barış bildirisi herkesin malumu 11 Ocak 2016'da kamuoyuyla paylaşılan metne
2212 imzacı eee ve araştırmacı, akademisyen ve araştırmacı imza atmıştı. Ardından 70 imzacı akademisyen gözaltına
alındı. Dördü tutuklandı. OHAL KHK'leriyle 406'sı ihraç edildi. 89'u başka yöntemlerle işten çıkarıldı. 72'si
istifaya, 27'si emekliliğe zorlandı. Ayrıca da 822 akademisyene terör örgütü propagandası suçlamasıyla eee ağır ceza
mahkemelerinde davalar açıldı. Bu davalar sonucunda hapis cezasına yani eee HGB'lere
maruz kalan akademisyenlerin başvurularını inceledi Anayasa Mahkemesi ve uzun bir karar verdi. Ama özünde
iddianamelerde ve ardından verilen mahkumiyet kararlarında hiçbir somut gerekçe olmadığını tane tane anlattı.
Özellikle de akademisyenlerin talimatla hareket ettiklerine ve bildiriyi imzalamaktaki niyetlerine dair o eee
kararlarda ve iddianamelerdeki varsayımların hukuki bir değeri olmadığını ortaya koydu.
Anayasa Mahkemesi kararının diğer önemli yönü işte tam benim konumla da alakalı akademik özgürlüğün hukuki kapsamına
dair içeriğiydi. Anayasa Mahkeme. Aslında burada da çok geniş bir içtihadi birikim var. Yani
1961 anayasasına kadar giden onun bir uzantısı eee akademik özgürlüğün dedi Anayasa Mahkemesi ya üniversite
duvarlarını ve uzmanlık alanlarını aşan bir boyutu vardır ve bu da toplumsal gelişmeye katkı sunma işlevi ile
ilişkilidir üniversitelerin. Bunun gerçekleşebilmesi için de akademisyenlerin düşüncelerinin
açıklanmasının desteklenmesi gerekir. Adeta bir pozitif yükümlülük olarak devletin. İkinci olarak da dedi mahkeme
kamusal önemi, yüksek tartışmalara akademisyenlerin katılımı en baskın görüşlere bile karşı çıkabilmesi toplum
ve ülke için yaşamsal önemdedir." dedi. Son olarak da akademisyenlere yönelik baskıların tıpkı basına yönelik
baskılarda olduğu gibi yalnızca kişisel etki doğurmayacağını, toplum üzerinde de ağır bir caydırıcı etki yaratacağını
vurguladı. Tabii bu tespit de akademik özgürlüğün tıpkı basın özgürlüğü gibi bir ayrıcalık değil kamusal bir işlev
olarak korunduğunu gösteriyor bizlere. Sonuç olarak da Anayasa Mahkemesi akademik özgürlüğü ve ifade özgürlüğünü
birbiriyle ilişkili olarak değerlendirerek imzacılara barış bildirisi nedeniyle verilen cezaların
ifade özgürlüğünü ihlal ettiği sonucuna ulaştı. Kararın tabii önemli yönü bu açık olgulara rağmen bıçak sırtı 8ize 8
bir karar olmasıydı. Başkanın oyunun ağırlığıyla ihlal yönünde karar çıktı. Ama burada işte muhalefet şerhlerin çok
çarpıcıydı. Dört üye devlete sadakat yükümlülüğüne dayanarak ifade özgürlüğünün
ihlal edilmediği sonucuna ulaştı. Akademik özgürlükle ilişkili olarak. Şimdi muhalefet şerhinin o dört üyenin
şerhin çarpıcı yönü anayasanın çeşitli hükümlerinde yer alan devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü vurgularının
devlete sadakat borcu yükleyen en üstün normlar olduğunu ileri sürmesiydi. Biraz önce dediğim gibi aslında devlete
sadakat yok. Anayasada anayasa açıkça anayasaya ve kanunlara sadakatten söz ederken muhalif yargıçlar
devlete sadakati üstün bir değer olarak tanımladılar aslında ve bir hukuk yarattılar diyebiliriz.
Buna da bir sonuç bağladılar ve bildiride devlete yönelik eleştiriler açısından dediler ki aynen alıntılamak
gerekirse devlete sadakat ilkesiyle bağdaşmayacak sıfat ve isnatların esasen ifade hürriyetiyle karşılanması mümkün
değildir. Ben tabii çok kısa bir bu arada şer yani ben çok da kendimi kısaltmıyorum.
Oysa ifade özgürlüğünü düzenleyen anayasa maddesinde devlete sadakat diye bir sınırlandırma
amacı yok. Yani eee böyle bir iddia sürüyor. Ayrıca anayasanın 13. maddesinde bir sınırlandırmanın
demokratik toplumda gerekli olması, ölçülü olması, öze dokunma yasağı yer alıyor. Ama muhalefet şerhinde bu
maddeler açısından da bir değerlendirme yok. İşte bu o yüzden bu çerçeveden baktığımızda tam da sunumumun başında
eee işaret ettiğim tehlikenin somut bir görünümü. Çünkü yani bunu okuduğunuzda şunu
kendinize eee sormadan edemiyorsunuz. Yargıçların zihnindeki mülahazayı. Ya barış bildirisi sakıncalı, kötü kabul
edilemez. Kibar ifadeler kullanıyorum ve dolayısıyla yaptırıma tabi tutulmalı. Böyle bir mülahaza var. Tamam bunu
siyasi olarak düşünebilirsiniz, savunabilirsiniz ama bu değer yargılarına dayalı olarak
anayasal normları yok sayamazsınız. yeni normlar yaratarak somut olaya uygulamaya çalışamazsınız. Tam da işaret ettiğim
tehlike bu. Ve aslında tersine çevirirsek anayasaya sadakat yükümlülüğünü ihlal eden tam da bu olur.
Yani keyfi olarak hukuk yaratma. Ama ardından yaşanan sürece baktığımızda Anayasa Mahkemesinin tabii hukuk
kararının hukuki sonucu olması lazım. Biz işte o eee ardından gelen süreçte çoğunluğun nihai kararının değil bu
devlete sadakate dair muhalefet şerhinin adeta hukuken daha eee etkili olduğunu gördük.
süreçte şöyle bir durum. Çoğunluk kararı eee ne kadar da şöyle bir saptama yer alıyor.
Ne kadar ağır olursa olsun devletin terörle mücadele politikalarında eee politikalarını eleştiren görüş ve
düşüncelerden dolayı kişilere yaptırım uygulanmamalıdır. Yani bu Anayasa Mahkemesi'nin kararında var olan eee
saptama. Şimdi açıkça imzacılara yaptırım uygulanamaz deniyor ve burada ceza ve idare hukukuna dair en ufak bir
fark ayrım yok. Ama ihraçlar açısından OHAL komisyonu sürecinde bu kararın etkisi olmadı. Ardından idare ve bölge
mahkemelerinin yalnızca bir bölümü Anayasa Mahkemesi'in kararına hukuki bir değer atfetti ve nihayetinde geçtiğimiz
yaz Danıştaya ulaştı süreç. Danıştay da kararının kısmen olumlu bölümünde Anayasa Mahkemesi kararına atıfla barış
bildirisinin terör örgütü ile irtibat ve iltisak için yeterli olmadığını söyledi. Kısmen olumlu dedim. Dün de değinildi
buna. Çünkü ikame gerekçelerle pek çok imzacının ihraçlarını hukuka uygun bulduğu Danıştay ki bu da aslında
Anayasa Mahkemesi kararının etkisiz kılan bir yorumdu. Çünkü imzacılar herhangi bir gerekçeyle değil imzadan
dolayı ihraç edilmişti. Bu biliniyor zaten. Ama yakın bir tarihte bir bölge idare mahkemesi bu defa Anayasa
Mahkemesi'in yanı sıra Danıştay'ın da kararını etkisiz kılan bir yorum yaptı. sadece bildiri nedeniyle ihraç
olabilir." dedi. Bu kadarı da olmaz derken daha kötüsü oldu. Danıştay da hiçbir gerekçe göstermeden kısmen olumlu
içtihadından biraz önce söz ettiğim farklı bir karar, ayrıksı ayrı bir karar verdi ona aykırı ve bildiriyi
imzalamanın tek başına irtibat ve iltisak için yeterli olduğu sonucuna ulaştı. Daha sonra eski bu kısmen olumlu
içtihadına döndü bilgisi basına yansıdı ama durum halen net değil. Eee, karara tabii hiçbirimiz ulaşamadık. Şimdi bu
kararları incelediğimizde yani hem, eee, bölge idare mahkemesiin hem de Danıştayın değindiğim ayrıksı kararı
benzer bir içeriğe sahip. Bunlar üzerinde durmak istiyorum. Eee, bütün bu idare mahkemesi
kararlarında eee Anayasa Mahkemesinin, e, saptamalarına tek yanıt verilmeye çalışıldığını görüyoruz. talimat
ilişkisi tekrarlanıyor. Akademisyenlerin niyetlerine dair AYM kararıyla taban tabana zıt saptamalar yapılıyor ve
bildirinin akademik özgürlükle ilgisi olmadığı vurgulanıyor ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı
olmadığı artık eee hep duyduğumuz şey ileri sürülüyor. E tabii iki temel argüman da buna ekleniyor. Biri işte
anayasaya sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmadığı eee bu eylemin. Tabii burada da bu sefer ilk kez devlete
sadakat yerine anayasaya sadakatin kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Ama özünde bir farklılık yok. Çünkü
anayasaya sadakat adına bu eee kararlarda başta Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı olmak üzere
yine anayasanın çeşitli normlarının adeta geçersiz kılındığını görüyoruz. BİM'in sadakate dair değerlendirmeleri
daha ayrıntılı. Onun üzerinde biraz duracağım. diyor ki mahkeme metne imza atanlar aynen güven duygusunu sarstı ve
ayrıca terörle mücadele bağlamında anayasaya sadakat ödevine aykırı hareket ettiler. Aynen bu ifade. Ama bu argüman
aslında Anayasa Mahkemesinin bildirinin ifade özgürlüğü hakkının kullanımı olduğuna dair saptaması karşısında ve bu
saptamayı içeren kararın da anayasa gereği yargı organlarını da bağlaması karşısında geçerliliğini kaybediyor.
Tabii bir yandan o kadar çok söylendi ki Anayasa Mahkemesi kararları özellikle bireysel başvuru kararları bağlayıcı
değildir diye artık hepimiz şüphe eder hale geldik. Acaba bağlayıcı değil mi? Çok inanarak söyleniyor. Açıp açıp
Anayasa 153'e bakıyoruz. Son fıkra orada yerinde duruyor mu diye duruyor. Dolayısıyla da şu çok kesin hukuken
ifade özgürlüğünü kullanan barış bildirisi imzacıları anayasaya sadık kalmıştır. Hem anayasal hakkınızı
kullanıp hem de aynı eylemle anayasaya sadakatsiz davranamazsınız. Hocam bir 5 dakika 25 dakikada toparlıyorum.
Anayasaya uygun davranan birine idarenin ya da yargının herhangi bir kolunun sadakatsiz demesi hukuk bir yana bir
mantıksal çelişki oluşturur. O kadar ironik ki yani aslında bunun sonucu da aslında anayasada açıkça ifade özgürlüğü
yer alıyor ama anayasanın hiçbir yerinde geçmeyen terörle mücadele alanında anayasaya sadakat ödevi bu özgürlüğe
üstün tutuluyor. Bu durumda da bu tam da işte yine o sunumun başında tarif ettiğim tehlikenin somut örneği sadakate
atıfla anayasa içinde bir değer bulunup diğer anayasal normların üstüne konuyor. Üstünde konumlandırılıyor. Yoksa böyle
bir değer yaratılıyor. Böylelikle Anayasa Mahkemesi kararı dahi geçersiz kılınabiliyor.
Şimdi bu noktada hem BIM'in hem de ayrıksı Danıştay kararında ihracı hukuka uygun bulmak için ileri sürülen ikinci
bir argüman var. Mahkemeler idare ve ceza hukuku arasındaki ayrıma dayanıyorlar. Burada tabii klasik bir
ayrım var. Gerçekten de bir fiil ceza huku bakımından suç olmaz ama idare açısından disiplin suçu oluşturabilir.
İdare hukuku açısından doğru. eee ceza hukuku ve disiplin hukukunun öngördüğü cezalar açısından eee kabul edilen delil
ve değerlendirme ölçütleri farklı. Suç tipleri arasında fark var. Yani bir somut örnek vermek gerekirse kanunda
düzenlenen görevi kötüye kullanma suçuyla disiplin hukukundaki görevde kayıtsızlık ve düzensizlik verilebilir.
Bir kamu görevlisi bir işlemi mevzuata aykırı yapar. Bu nedenle ağır ceza eğer ceza davası açılırsa mahkumiyet için bir
kamu zararının veya birine somut menfaatin sağlanması ispatlanmalıdır. Ama idare hukuku
açısından sonuçta bir zarar oluşmasa bile memurun görevi özenle yürütmemesi, mevzuata aykırı işlem tesis etmesi tek
başına bir yaptırım eee disiplin yaptırımı sebebi olabilir bu örnekte. Ama aslında hukuka aykırı bir eylem ve
bir ihmal vardır. Sadece cezalandırma ölçütleri iki alan arasında farklıdır. Ama barış bildirisine baktığımızda
Anayasa Mahkemesi tarafından bir hak kullanımı olarak nitelendirilmiş bir eylem var. Huka uygun olduğu Anayasa
Mahkemesi tarafından kesin ve nihai olarak belirlenmiş bir eylem. İşte bir idare yargıcı beni ceza yargılaması
süreci bağlamaz diyebilir ama beni anayasaya bağlamaz diyemez. Anayasaya sadakat tam da burada devreye girer.
Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı olduğuna dair açık hükme uymaktır anayasaya sadakat.
Şimdi sunumun sonuna geldim. Birkaç saptamayla toparlamak istiyorum süremi de çok aşmadan. Ben tabii barış
bildirisi süreci üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalıştım ama imzacılara uygulanan ağır yaptırımlar ve
tüm bu yaptırımların anayasaya aykırı olduğunun Anayasa Mahkemesi tarafından saptanmasına rağmen yaşananlar tüm
akademi üzerinde ağır bir caydırıcı etki yaratıyor diyebiliriz. Ama idarenin ve idare hukukunun akademik özgürlüğü
daraltan örseleyen niteliği çok daha kapsamlı. Çünkü baktığımızda 2547'lik
e sayılı kanunda pek çok muğlak disiplin suçu var. Ve tabii devlete sadakat kavramının tedavüle sokulması ve
anayasaya sadakatin de anayasadaki özgürlükleri ve güvenceleri ortadan kaldıran bir rehber,
hukuk ötesi bir ilke olarak kabul edilmesi bu muğlak disiplin suçlarına tabi olan akademisyenler üzerindeki
caydırıcı etkiyi de katmerlendiriyor diyebiliriz. Ama belki de en önemli mesele akademik özgürlüğün ön koşulu
olan üniversitelerin özerkliği açısından da büyük bir geriye gidiş yaşanıyor ve bu da OHAL'in mirası. tüm akademisyenler
üzerindeki disiplin süreçlerini başlatabilecek, başlatılmasını etki edebilecek ve aslında üniversitenin
idari olarak mutlak otoritesi, hakimi diyelim olan rektörleri doğrudan partili cumhurbaşkanı atıyor. tıpkı sunumumda
değindiğim kararları veren idare mahkemeleri üzerinde HSK aracılığıyla belirleyici bir konumda olması gibi
üniversitelerde de üniversiteler üzerinde de belirleyici olan cumhurbaşkanı aslında
ve siyasi iktidarın bu düzeyde şahsileştiği bir rejimde anayasaya sadakat de bir güvence olmaktan çıkıyor.
Tüm özgürlükler üzerinde olduğu gibi akademik özgürlük üzerinde de bir baskı aracına dönüşüyor. Dolayısıyla sorunun
çözümü için her şeyden önce iktidarın, siyasi iktidarın tek bir makamda temerküz ettiği bu siyasi sistemin
değişmesi gerekiyor diyebiliriz. Sabrınız için çok teşekkür ediyorum. >> Hocam teşekkür ediyorum. Eee, çok kısa
bir ekleme yapacağım. Eee, çünkü bu söylediğiniz davalar bağlamındaki şeyin Türkiye'de kalıcı bir akademik şey
olduğu aslında görüşmelerimizde de konuşmuştuk. Eee, bu geçtiğimiz yar üniversiteler arası kurul eee denklik
yönetmeliğini değiştirdi ve eee, denklik yönetmeliğine göre nerede doktora tezi yazmış olursanız olun, dünyanın en iyi
üniversitesinde de yazsanız YÖK kanunundaki gösterilen ilkelere aykırı olduğunu tespit ederse
>> ki sadake. >> Evet. aykırı davranmışsanız burada doktor olamıyorsunuz. Yani Yale'dan,
Harvard'dan, Oxford'dan aldığınız doktora eğer buradaki sadakat koşullarına uygun değilse eee doktor
olmanız mümkün değil. Onun için bu olağanüstü halde kurulan hukukun olağan eee hukuki zeminin hazırlanmaya
çalışıldığı eee sanıyorum söylenebilir. Ama daha fazla uzatmadan şimdi bir de basın ayağına bakalım. Eee eee
istiyorum. Eee buyurun hocam. Teşekkür ederim hocam. Değerli katılımcılar, saygıyla selamlıyorum
sizleri. Eee, Barolar Birliği'ne de kıymetli davetleri için çok teşekkür ediyorum. eee
basın özgürlüğü ve sınırları tabii ki bir oturumda eee bir sunumla açıklanamayacak kadar geniş bir konu ve
önemli bir konu. Şimdi haklı olarak şimdiye kadar çoğunlukla anayasa hukuku ve ceza hukuku boyutlarıyla tartışılan
basın özgürlüğü idare ve idari yargılama hukuku bakımından da bana göre incelenmeye değer. Özellikle de Danıştay
içtihatlarıyla. Şimdi eee şaşırtıcı olacak belki ama eee ben bile şaşırdım. Eee Danıştay özellikle son dönem
içtihatlarıyla basın özgürlüğünü koruma, basın özgürlüğü lehine kararlar veriyor. Bir an böyle hadi canım falan oldum. Eee
ama eee gerçekten de özellikle 2024-2025 yılında verdiği kararlarda eee Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi içtihatlarına dayanarak birazdan o Danıştay kararlarından örnekler vereceğim. eee basın
özgürlüğünün korunması yönünde eee kararlar veriyor. Tabii bu da olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir.
Şimdi sunumum boyunca iki sorunun cevabını eee aramaya, vermeye çalışacağım. Bunlardan ilki idare basın
özgürlüğüne hangi araçlarla müdahale edebilir veya etmektedir? İkincisi ise basın özgürlüğü lehine karar verirken
Danıştay hangi ölçütlere veya ilkelere dayanmaktadır? İdare hukuku yönüyle idarenin basına
müdahalesi tabii ki eee malumunuz olduğu üzere daha çok idari yaptırım kararlarıyla karşımıza çıkmakta. Ve
şüphesiz en çok tartışılan örnekleri de RTÜTÜ'ün 6112 sayılı Radyo ve Televizyon Yayınları ile ilgili kanun kapsamında
verdiği idari yaptırımlar. Bunun dışında eee elbette idare eee gözlemliyoruz. eee basın özgürlüğüne
düzenleyici idari işlemler yoluyla da müdahale edebiliyor. Bunun en tipik örneği basın kartı yönetmeliği. Çünkü
iletişim başkanlığı eee basın kartlarını iptal ediyor. Bakalım Danıştay buna ne diyor? Buna bakmak lazım. Şimdi eee
tabii şunu da söylemekte var. Basın kartı yönetmeliğine dayanılarak verilen e basın kartı iptal kararlarına rağmen
yönetmelik değişti mi? Hayır, değişmedi. Yönetmelikte eee herhangi bir değişiklik, anlamlı bir değişiklik
neredeyse hiç yapılmadı. Eee, Rütük e tarafından eee bir bakalım istiyorum. Şimdi bu konuda araştırma yaparken
Rütü'ün bir basın açıklaması var. Çok incinmiş basına sansüre tepkiye. Eee, ve takip edebildiğim kadarıyla da eee, en
son 9 Şubat 2025'te bir basın açıklaması yapma gereği duymuş değerli Rütük. eee bir uyarı yayınlıyor. Basına sansür
tepkisine bir uyarı yayınlıyor. Eee fakat eee tabii bunun üzerine eee medya kuruluşlarını eee diyor ki eee uyarıyı
basına sansür olarak yansıtmakla işaret ederek açıklamanın devamında şu ifadeleri kullanılıyor. Eee kullanıyor.
Rütük diyor sosyal medya baskıları. Acaba sosyal medya bir baskı aracı mı sadece tartışılır ve algı
operasyonlarıyla değil kanunun kendine yüklediği yetkiyle görevini yerine getirmektedir. Çok güzel. Sonra devam
ediyor ve en son kişi ve kurumlarımızı aşağılayan, suçu ve suçluyu öven, manipülasyon ve dezenformasyon içeren
maksatlı ve taraflı yayıncılığa asla geçit vermeyecektir." diyor. Yani öyle bir şey ki basit açıklaması ki eee yani
aba altından sopa gösteriyor gibi ve ihlal eden yayıncı kuruluşlarımıza gerekli yaptırımlar en üst sınırdan
uygulanacaktır. Şimdi bu da eee dikkate değer diye düşünüyorum. Dolayısıyla basın açıklaması yapma ihtiyacını
hassasiyetle dile getiren Rütük eee sizlere soruyorum. Acaba aynı hassasiyeti kararlarında göstermekte mi?
Şimdi, eee, ilk olarak Danıştay 13. Dairesiin, eee, bir kararı var. eee değinmek istediğim 27 Şubat 2025 tarihli
bir karar ve orman yangınları dolayısıyla bir eee hassasiyet beklediğine dair bir uyarı eee ve
ardından rütüe sansür tepkisi başlığıyla yayınlanan eee eee bir eee programda eee siyasiler ve
sivil toplum kuruluşlarına eee kuruluş yöneticilerine kullanılan ifadeler eee tabii bir yaptırım konusu yapılmış ve
eee yorum ve Danıştay burada diyor ki eee bu basın yayın kuruluşlarının yönelttiği rutüye sansür tepkisi
karşısında diyor. Bunlar yorum ve eleştiri niteliğindedir. Ve haber içeriğinde kullanılan diğer
ifadeler ise orman yangınlarına ilişkin güncel bir konuya ilişkin olarak RTÜK tarafından yapılan basın açıklamasının
eee eleştirisi niteliğindedir." deyip eee son olarak şunu söylüyor. eee diyor ki eee Danıştay
dava konusu işleme konu edilen yayın ile davacının basın özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda
gerekli bir müdahale olmadığı ihlale konu yayında yer alan ifadelerin anayasanın basın hürriyeti, düşünceyi
açıklama ve yayma hürriyeti kapsamında kaldığı anlaşıldığından diyerek eee hukuka uygunluk e bulunmadığı yönünde
karar veriyor. Devam edelim. Eee yine eee benzer eee aynı yıl verdiği benzer bir karar Danıştayın kullandığı ifadeler
önemli. Burada eleştirilen kurum EPDK enerji piyasası düzenleme kurumu. Fakat eee bu eee haber bülteninde kullanılan
sert alaycı ve hatta rahatsız edici ifadelerin dahi eee RTÜK çünkü yine bir yaptırım uyguluyor. kamu yararını
ilgilendiren bir konuda ve somut bir basın açıklamasına dayanarak dayanılarak dile getirildiği sürece yine eleştiri
sınırları içinde korunacağını ve söz konusu idari yaptırımı eee ölçüsüz bir müdahale sayarak iptal ediyor. Tabii
burada kamu kurumlarının demokratik bir toplumda daha geniş eleştiriye katlanma yükümlülüğü bulunduğunda vurgulay
vurgulayarak basının yalnızca zararsız değil incitici, abartılı ve provoke edici ifadeleri de kullanabilen bir
denetim mekanizması olduğunu ortaya koyuyor. Bir diğer karar, eee, yine eleştiri
sınırlarını açtığı gerekçesiyle RTÜK tarafından yaptırım uygulandığında RTÜK bir idari para cezası veriyor. Eee,
burada Danıştay kararı usulden bozuyor. Yani, eee, davacının duruşma talebi olmasına rağmen duruşma yapılmadan karar
verilmesini usule aykırı bularak kararı bozuyor. Bu belki de adil yargılanma hakkı çerçevesinde yine olumlu bir karar
olarak belki değerlendirilebilir. Yine bir para cezası. Eee hala Danışar 13 dairesindeyiz.
Eee basın özgürlüğü ile bireylerin şeref ve itibar hakkı arasındaki dengeyi önemli bir hukuki çerçeveye oturtmaya
çalıştığını görüyoruz. Biraz önce ifade ettiğim gibi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Anayasa Mahkemesi içtihadına
da dayanarak gazetecilerin ve yayıncıların ifade özgürlüğü korumasından faydalanabilmesini
iyi niyet ve mesleki sorumluluk ilkelerine uyum şartına bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Ardından yayın
organlarına ifade özgürlüğünün sınırsız bir kalkan olmadığını, haberin kaynağının sorgulanması, doğrulanması ve
masumiyet karinesine riayet edilmesi yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin hem yasal hem de etik bir zorunluluk
teşkil ettiğini hatırlatarak önemli bir örnek teşkil ediyor kanaatindeyim. Bir diğeri bu RTÜK ve Basın İlan Kurumuna
yöneltilen eleştiriler meselesi. Onunla da ilgili bir karar var. O da yeni 12 Şubat 2025 tarihli yine 13. daire. Eee
ve burada tabii kendisini eleştirene yaptırım uygulayan bir RTÜle karşı karşıyayız. Yani eee verilen ceza eee
RTÜ'ü eleştiriyor. Rütük de vay beni niye eleştirdin deyip bir ceza veriyor, yaptırım uyguluyor. Eee ve burada eee
şunu söylüyor Danıştay. Kamu kurumları ve kamu oyuna mal olmuş kişiler özel bireylere kıyasla çok daha geniş bir eşi
eee eleştiri eşiğine katlanmakla yükümlüdür diyor. sert, ağır ve hatta hatırlarsanız biraz önce bahsettiğim bir
karar hatta incitici nitelikteki değerlendirmelerin somut bir aşağılama veya iftira kastı
taşımadıkça 6112 sayılı kanun kapsamında ihlal oluşturmayacağını ifade ediyor. Bana göre bu kararın çarpıcı boyutu
yaptırım uygulayan uygulayan biraz önce de söylediğim kurumun bizzat kendisine yönelik eleştirileri cezalandırmasının
sorgulanması. Bunun dikkate değer olduğunu düşünüyorum. Ve burada daire eee söz
konusu ifadelerin ifade özgürlüğü güvencesi altında korunduğuna oy birliğiyle hükmediyor.
Basın kartı yönetmeliği ile ilgili olarak verilen basın kartı iptal kararları. Eee burada eee karşımızda bir
tane 24 eee 18 Eylül 2024 tarihli bir karar var. 10. dairenin bir kararı. Eee ve burada söz konusu olan eee hakkındaki
ceza yargılaması henüz kesinleşmemiş bir gazetecinin basın kartının iptal edilmesi meselesi. Bu da burada da
basumiyet karinesi ile basın aras özgürlüğü arasındaki ilişkiyi eee şöyle kuruyor. Bir kere diyor ki hüküm
giymemiş olan birisinin basın kartının iptal edilmesi hukuka aykırıdır. Eee, dolayısıyla gazetecilerin mesleki
kimliğinin sembolü olan basın kartı kesinleşmemiş bir suçlama gerekçesiyle idari yollarla elinden alınamaz. Aksi
uygulama diyor hem masumiyet karinesini hem de basın özgürlüğünü zedeler. Son bir karar var. eee dikkatimi çeken o da
2024 tarihli eee İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü genelgesiyle eee kolluk faaliyeti sırasında vatandaşların
ve üçüncü kişilerin ses ve görüntü kaydı almasının engellenmesinin amaçlandığı bir genelge söz konusu. Eee ve bunun
üzerine birtım eee talimatlar iletiliyor. Eee, fakat eee davacılar tarafından açılan, eee, davada eee
Danıştay genelgenin kolluk görevlerine kayıt yapılmasını engelleme yönünde fiili bir yetki tanıyarak temel hak ve
özgürlüklere müdahale ettiğini ve bunu derslerde hep anlatırız. eee temel hak ve özgürlükler ancak kanunla sınırlanır
deriz ve sınırlamaların yalnızca kanunla getirilebileceğini eee belirterek işlemi iptal ediyor.
kamuya açık olayların kayıt altına alınmasının ve kamuoyuna aktarılmasının basın
özgürlüğünün bir parçası olduğunu vurguladığı kararında eee genelge yoluyla yani bir tür düzenleyici işlemle
eee basın ve haberleşme özgürlüğünü sınırlayamayacağını ifade ediyor. Şimdi toparlayayım. Eee belki çok dağıttım
kusura bakmayın ama olabildiğince eee güncel kararlara yer vermek istedim. Birkaç tane de not çıkardım. Peki
Danıştay ve kullandığı ölçütler neler? Son 1 yıl içinde bir kere demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliğini
sorguluyor kararlarında. Bu müdahale işte idare tarafından yapılan müdahale tabii ki. eee ve kamu
yararı e gereği eleştiri sınırları içinde eee bunun kullanılıp kullanılmadığına bakıyor ve basın
özgürlüğü ile bireylerin şeref ve itibar hakkı arasındaki dengenin korunmasını gözetiyor kararlarında.
Ve son olarak da eee dikkat çeken gazeteci ve yayıncıların ifade özgürlüğü güvencesinden yararlanması ile iyi niyet
ve mesleki sorumluluk ilkelerine uyum şartına eee dikkat ediyor görünüyor. Son dönem kararlarını da Danıştay dediğim
gibi eee bundan sonraki içtihatlar nasıl şekillenir? Bunu söylemekte eee güçlük
çekiyorum. Bu konuda öngörüde de bulunamıyorum maalesef. Eee ama eee şunu gösteriyor ki evet yani basın özgürlüğü
lehine kararlar veriyor. Umarım bundan sonra da vermeye devam eder. Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
>> Biz teşekkür ediyoruz hocam. Eee süreye de eee fazla sizle riayet ettiğiniz için. Eee şimdi iki akademisyenden sonra
bir hakime söz vereceğim. bir avukat için eee bir hakimi oturumda yönetmek eee ayrı bir zevk. Hep hakimler bize
süreniz filan diyor biliyorsunuz. Eee eee umarım ki Hakim Hanım eee bunu dedmeye zaten gerek bırakmayacak. Eee
kendisi ifade özgürlüğü dışında eee bir konuda eee tebliğlerini sunacaklar. Kartalkaya davası örneği ışığında eee
ben deprem eee vakasını hatırlatmıştım ama Kartalkaya'da yakın zamanda kamu görevlilerinin sorumluluğunun ciddi
anlamda tartışıldığı eee önemli bir facia. Eee bildiğim kadarıyla sanıyorum şahsi bir yönü de var sizin için. Eee o
açıdan eee bir başka boyutla insan haklarına bakıyor olacağız bu sonunda. Eee buyurun.
sizin için daha iyi. >> Eee, ben de teşekkür ediyorum. Eee, bu dinlenme gününü eee, düşünce paylaşımı
ortamında geçirmeyi tercih ettiğiniz için eee, ayrıca da eee, minnettarım. Eee, ana konuya geçmeden önce eee,
birkaç ufak eee, noktaya değinmek istedim. Eee, bu en azından hem eee, böyle konuyu sadece bir ders mahiyetinde
anlatmanın ötesine geçebilmek için. Çünkü ben bir akademisyen değilim. Eee, uygulayıcı olarak e, 44 yılımı geçirdim.
Ama şimdi düşüncelerini daha rahat açıklayabilen emekli statüsünde birisi olarak eee, burada konuşabiliyorum.
Eee, öncelikle değinmek istediğim nokta şu. Eee, Mevlana'dan bir eee, açıklamayla eee, başlamak istiyorum.
Diyor ki, "Etrafına baktığında her yer karanlıksa, dön bir kere daha bak. belki de ışık sensin. Hala bize hem umut hem
güç verebilen bir açıklama. Bir başka açıklama yine eee beni heyecanlandırdı. O da eee Cumhuriyet
Gazetesi'nin yazarlarından eee Özlem eee Yüzak eee bir kitabı ile ilgili söyleşisinde şöyle söylüyor. Eee
dayanışma artık yan yana durmak değil birlikte düşünme kapasitesini geliştirmektir. Evet gerçekten yan yana
durmak değil. birlikte düşünme kapasitesini eee geliştirmemiz gerekiyor. Eee dayanışma bu noktadan
geçiyor. Yaşadığımız problemlerin çok büyük bir kısmı tek başına aşılabilecek nitelikte olmadığı için dayanışma gerçek
anlamda bir zorunluluk haline gelmiş bulunuyor. Bilimsel okuryazarlık, eleştirel akıl ve dayanışma ile düşünen
bireyler olunduğunda düşünen ve farkındalığı olan bir toplumu yaratabiliriz.
Bütün dünyayı saran bu manipülatif ortamda en dikkat edilmesi gereken husus gerçeği aramak ve bu konuda ısrarcı
olmaktır. Gerçeği savunmak ise sonuçta herkesin en önemli görevlerinden biridir. Bu nedenledir ki Türkiye
Barolar Birliği'nin bizi düşünmeye, konuşmaya ve tartışmaya yönelten girişimlerini çok değerli bulduğumu
teşekkürlerimle ifade etmek isterim. Ayrıca burada bulunan herkesin kendini bir ışık olarak görmesi gerektiğini de
önemli önemle hatırlatırım. Ama söylemek istediğim bir başka husus daha var. O da burada bulunmamla ilgili.
Aslında tam da düşünce özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün, ifadeyi açıklama özgürlüğünün, eee,
anayasa ve kanunlara bağlı kalma zorunluluğunun tartışıldığı bu oturumda ben aslında burada burada konuşması ilk
tercih edilen kişi değilim. Normalde Kartalkaya sorunu eee ya da o olay bağlamında idare ajanlarının
sorumluluğunun değerlendirilmesi istendiğinde ben dışından bilgilendirilmiş bir
kişiyim ama bu olayı gören, bilen, yaşayan yani sonradan başkaları tarafından bilgilendirilen değil bizzat
olayları yaşayan eee bir kişinin anlatılması uygun görülmüştü. Eee Sayın şu anda Danıştay 9. daire
başkanı olan Abdurrahman Gençbay ama düşüncesine açıklama özgürlüğünün aslında yargıçlarda bile çok sınırlı
olduğu ortamda Barular Birliği'nin Danıştaya başvurusu. Danıştay cevap vermemek suretiyle
karşılandı. Danıştay tarafından kendilerince belki zımni red oluşturdular ve tabii Barolar Birliği de
bu oturumda bu konuyu açıklayabilecek. eee ve de kimseden izin almak gibi bir e durumda olmayan beni tercih etti. Yani
ben burada bazı şeyleri kendi bilgilerim, bazı konuları ise aslında bu konuları bizzat yaşamış kişilerden
öğrenmek suretiyle size aktarıyorum. Eee, bu arada e bu oturumda bu konuları benden çok daha iyi bildiğini düşündüğüm
Sayın Genç Bayağı, burada bulunan genç baya, onunla birlikte burada olan Zeynep Kotana'a ve bütün bunları başından
sonuna kadar izleyen, eee, eski bir danıştay yargıcı olan, şimdi avukatlık yapan Adnan Zengin'e ayrıca teşekkür
ediyorum. Bu nokta beni heyecanlandıran bir noktaydı. O nedenle sesimin titrediğinin
farkındayım. Eee ama söylemeden de geçemedim. Eee özellikle de bu oturumda olması çok önemliydi. Sizlerin basın ve
düşünce özgürlüğünün eee ciddi anlamda tartışıldığı ve eee doğru bir yaklaşım sergilendiği bu toplantıda bunu söyleme
fırsatını bulduğum için de ayrıca çok mutluyum. Şimdi bana verilen konuya gelince
iki başlığı var aslında. Bir insan hakları, bir de kamu ajanlarının sorumluluğu. Bütün bunların eee aslında
burada bulunan herkes tarafından çok iyi bilindiğinin farkındayım ama ben bir bütünlük içerisine sunabileyim ve konuya
böyle eee birdenbire dalmayayım diye kısaca kısaca hatırlatma yapmak istiyorum. Belki de kendimi konuya
girerken bu şekilde hazırlayabiliyorum. Eee, tüm insanların ırk, cinsiyet, din, dil veya etnik köken ayrımı olmaksızın
sadece insan olmaları sebebiyle doğuştan sahip oldukları vazgeçilmez ve temel haklarıdır. İnsan hakları
genel olarak üçe ayırırız ama çıkış fikri eee birinci grup için eee yani kişisel ve siyasal haklar için içeriğine
girmiyorum. özgürlük fikridir. İkinci grubu oluşturan ekonomik, sosyal ve kültür için, kültürel haklar için çıkış
fikri maddi ve manevi varlığını geliştirme fikridir. Üçüncü grup e ise dayanışma haklarını
oluşturur. Yine maddi manevi varlığını geliştirmenin devamıdır. eee burada eee
gelişme hakkını eee yaşam hakkının bir uzantısı olarak barış hakkını eee ve eee temiz çevre hakkını eee dikkate
alabiliriz. Ama insan haklarının evrensel olduğunu yani dünyanın her yerinde her insan için geçerli olduğunu,
eşit olduğunu, herkes ayrım gözetilmeksizin bu haklara sahiptir kuralının eee geçerli olduğunu ve
vazgeçilmez olduğunu yani insanların bu haklarından vazgeçmelerinin veya devredemeyeceklerinin kabul edildiği
haklardır. Dolayısıyla uluslararası ve ulusal metinlerde koruma
altınmış olan koruma altına alınmış olan insan hakları öncelikle öncelikle devlet tarafından korunmalı. hiçbir kamu
kuruluşu veya kamusal niteliği olan e kuruluş tarafından aksine bir uygulama yapılmamalıdır.
süreme riayet edebilmek için eee insan haklarının eee güncel yorumlarının eee altını dolduran eee çok gerilere
gitmeden ta 1689'dan başlayan ve günümüze kadar devam eden ve şimdi de hem 10 Aralık 1948'de
eee insan hakları evrensel bildirgesi hem eee 1950'de eee İnsan Hakları Sözleşmesi ve de hem de şimdi de
varlığını gösteren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin aslında temel hakları korumak, temel insan haklarını korumak
için eee yazılmış, çizilmiş, imzalanmış ve eee hala geçerliliğini eee korumaya çalışan ya da korumak isteyen eee
kuruluşlar ve metinler olduğunu söyleyebilirim. Buraya kadar kısaca insan hakları üzerinde durdum. Şimdi
dönüyorum bana verilen başlığın ikinci kısmı kamu ajanlarına gelince. Şimdi kamu ajanı ya
da idare ajanı olarak tanımlanan kamusal faaliyetin yürütülmesine eee atanma, seçilme ya da
herhangi bir surette geçici veya sürekli eee veya süreli olarak katılan kişiyi ifade eder. Ve biz memurları, sözleşmeli
personeli, işçileri, geçici personeli bu grup içerisinde değerlendirebiliriz. Kamu ajanları görevlerini yaparken
mevzuata aykırı, kasıtlı ya da kusurlu davranışları nedeniyle sorumlu tutulurlar.
eee bu sorumlulukları gereği gibi yerine getirmeyenlerin karşılaşacakları yaptırımlar da aslında anayasa ve
kanunlarda gösterilmiştir. Kamu ajanlarının bizim konumuzla ilgili yükümlülükleri
anayasa ve kanunlara uymak suretiyle tarafsızlıklarını muhafaza etmek ve sonra da kişilerin uğradıkları
zararlardan hem yine eee anayasa hem de eee Devlet Memurları Kanunu uyarınca eee sorumlu olmak ya da kendilerine rücu
edilmek eee şeklinde oluyor. Kamu ajanlarının sorumluluk türleri de yine yaptıkları iş ve karşılarındaki kurumlar
dikkate alınca idari sorumlulukları olduğunu görüyoruz. Mali sorumlulukları olduğunu görüyoruz. Cezai sorumlulukları
olduğunu görüyoruz. Şimdi bu sorumluluk türlerine tabii ki teker teker girecek zamanım yok ama en azından bu sorumluluk
türlerinin karşılığı olarak haklarında uygulanacak birtım idari yaptırımlar olduğunu görebiliyoruz. disiplin
cezaları gibi mali yaptırımlar olabiliyor. Eee, parasal sorumlulukları var ve kendilerine rücu edilme durumları
söz konusu. Bir de cezai yaptırımlar var. Yargılanmaları ve ceza almaları söz konusu. Bütün bunlar kamu görevlilerinin
sorumluluklarının eee gruplandırılmış hali. Şimdi şunu dikkate almalıyız aslında. Kamu personeli idari faaliyet
sırasında idarenin kusur işlemesine ve idari sorumluluğunun doğmasına sebep olan kişidir. Yani idarenin hukuki
sorumluluğu kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında doğan zararların karşılanıp giderilmesini amaçlayan hukuki bir
kavramdır. Ve bu bağlamda sorumluluktan söz edebilmek için de öncelikle yine eee ayrıntısına girmeden ortada zarar
doğurucu bir idari eylem veya işlemin olması. Bu zararın ortaya çıkması eee eee bu nedenle doğan zararın ortaya
çıkması yani maddi ya da manevi bir zarar olarak ama gerçek ve kesin bir zarar olarak ortaya çıkması. İdanin
davranışı ile zararın arasındaki illiyet bağının bulunması. Bu üç koşul gerçekleştiğinde sadece temel insan
hakları konusunda değil, hukuken korunması gereken her türlü hakka yönelik zararları yukarıda belirttiğim
ya da biraz önce belirtmeye çalıştığım koşullarla idarenin eee gidermek zorunda. İdarenin her türlü faaliyetini
ajanları vasıtasıyla yürüttüğü dikkate alındığında insan hakları bağlamında da idarenin ve ajanların sorumluluğu
olduğunda hiç kuşku yok. Bizim hukuk sistemimizde eee anayasanın 40. maddesinin 3. fıkrası tabii ki
okumuyorum 129'ün 5. fıkrasında yer alan hükümler dikkati alındığında başlangıç olarak doğrudan kamu görevlisinin
sorumluluğunun benimsenmediği, doğrudan kamu görevlisine dava açılmasının benimsenmediğini görüyoruz. İdani
kişilere vermiş olduğu zararlardan doğrudan sorumlu olması belki bu anlamda bakıldığı zaman demokratik hukuk
devletinin bir gereği olarak da karşımıza çıkabilir. Ama zarar görenin korunması anlamında
getirilmiş olan bu hükümlerin zarara sebebiyet veren idare ajanının korunması bağlamında eee gündeme
sokulması aynen Anayasa Mahkemesi kararında sözünü ettiğiniz ya da sizin şimdi olumlarına
rastlamış olduğunuz konularda olduğu gibi getiriliş amacına aykırı uygulamak anlamına gelir. Çünkü bu yasal
düzenlemelerin getirilişi aslında vatandaşı kendisine idare ajanı vasıtasıyla zarar uratan idarenin eee
karşısında güçsüzlüğü ve idare ajanının belki de o zararı giderebilecek gücünün olmaması nedeniyle vatandaşı korumak
için getirilmiştir. Aslında idari yargının varlık nedeni de budur. Eee vatandaşı korumaktır. Güçlü olana karşı
vatandaşı korumaktır. En temel hakkımız olan insan hakları konusunda hiçbir şekilde vazgeçemeyeceğimiz insan hakları
konusunda idareyi ve idare ajanını sorumlu tutmamak ise aslında benim 44 yıl içinde çalıştığım kurumla bağdaşır
bir şey değildir. Dolayısıyla bütün inançlarımı altüst eden bir yaklaşım gördüğüm zaman da gerçekten eee
eee çok üzülüyorum. En eee hafif tabiriyle çok üzülüyorum. Şimdi hemen şunu söyleyeyim. idarenin eee
sorumluluğu sadece kusur sorumluluğu değil. İdarenin hepimizin bildiği gibi bir kusur sorumluluğu var. Bir de
değişik eee başlıklar altında irdelediğimiz kusursuz sorumluluğu var. Ama idare ajanının sorumluluğuna
geldiğimizde idarenin kusur sorumluluğunun olması gerekiyor. Çünkü idarenin kusur sorumluluğu içerisinde o
kusuru bir ajanı vasıtasıyla eee devreye soktuğu için ya da öyle bir kusur ortaya çıktığı için burada idare ajanının
sorumluluğu idarenin kusur sorumluluğuyla birlikte gitmektedir. Ama eee bu eee değerlendirmeleri yaparken de
aslında hizmet kusurunun hangi idare için, hangi kapsamda ve ne için gündeme geldiğinin tespiti sadece idarenin eee
genel olarak kabul edilen tazmin yükümlülüğünün ve miktarının belirlenmesi ve rücu koşulları yani
idare ajanına yansıtılması eee açısından değil. ihmeri veya fiilleri hizmet kusuruna sebep olan kamu görevlilerinin
cezai sorumlulukları bakımından da önemli ve etkili. Şimdi böyle baktığımız zaman yine iki kavram karşımıza çıkıyor.
Yani hizmet kusurunu işleyen idarenin eee bunu işleme vasıtası olarak karşımıza çıkan ajanıyla birlikte
sorumluluğunu devreye almak istediğimiz bir noktada bir görev kusuru kavramıyla karşı karşıya kalıyoruz. bir de kişisel
kusur kavramıyla karşılıyoruz. Bunları da çok iyi biliyorsunuz ve bunları teker teker anlatmaya kalkışırsam yine
zamanımın olmadığını, kalmayacağını bildiğim için hem oturumun en son konuşmacısı olarak eee şey yapıyorum.
Geçiyorum. Bunların hepsini çok iyi biliyorsunuz ama şunu söylemem gerekiyor ki Danıştay, benim bildiğim ve içinde
çalıştığım Danıştay bu eee görev kusuru, kişisel kusur ayrımını çok da fazla dikkate almadan
hizmet kusuru kavramının üzerinde durdu ve bir hizmet kusuru varsa bu kusuru işleyen bir idare ajanı da vardır. O
idare ajanının buradaki hizmet kusuru içerisindeki davranışı acaba görev kusuru mudur yoksa kişisel kusur mudur
kavramını daha somut bir iki noktaya indirgedi ve döndü dedi ki görevi nedeniyle yapıldıysa,
görevin içinde olduysa yani ajanın hizmet kusuru onun görev alanı içerisindeyse ya da görev alanı
içerisinde değil ya da görevi sırasında değil ama o görev nedeniyle sahip olduğu birtım yetkilerin kullanılması sırasın
ise ya da o yetkiler henüz başlamadı, kullanmaya geçmedi ama o arada idarenin
kendisine sunduğu birtım imkanları kullanmak suretiyle bunu yaptıysa yani bir şekilde idare ajanının davranışıyla
eee ortaya çıkan zarar arasındaki eee durum idarenin illiyet bağını kesmeyecek noktadaysa o zaman bunu yine eee görev
içerisinde doğan kişisel kusur gibi bir kavrama indirgedi. Ama bunu idare ajanının sorumsuzluğu noktasına asla
götürmedi. Umarım da götürmez. Çünkü benim 2025 yılında eee 2024-2025 yılında bu konuyu en fazla değerlendiren ya da
en fazla baktığı davalar nedeniyle bu konuya girmek zorunda olan 10 dairenin bulduğu hemen hemen birçok arada bir
sapma var. eee üye oluşumu, eee değişimi nedeniyle tabii ki fikirlerde değişiklik
olabiliyor. Buradan kaynaklanan bir sapma var ama eee bunu eee görevden ayrılabilen bir kusur,
kişisel kusurun ağır, çok ağır olmasın halinde dahi eğer bir şekilde bağlantı kurabiliyorsa görevden ayrılabilir bir
kusur olarak nitelendirmedi. Hatta bu noktada çok güzel bir eee kararı var. eee böyle ilk etapta
eee 2021 yılında verdiği karar aslında dediğim gibi 2014'ten itibaren eee taradım kararları da ben bir tanesinde
benim de bir yangın eee olayı nedeniyle yine eee davacının karar düzeltme aşamasında eee benim başkan vekili
olduğum bir eee oturumda inceleme sırasında eee döndük ve eee mesela burada da eee dış
Dışarıdan ortaya çıkan eee birtım sebepler nedeniyle eee öğrenmenin gecikmiş olması halini eee yine davacı
lehine yorumlamak suretiyle eee eylemin idariliğinin eee idarenin herhangi bir ajanının eee eylem ve
işlemi nedeniyle böyle bir sonuca ulaşıp ulaşılmadığının ve eee böyle bir eee durumda eee kişinin bunu ne zaman acaba
öğrenebilir? eee noktasını irdelediğimiz ve ondan sonra da eee idareyi sorumlu tuttuğumuz birçok uyuşmazlık var.
Bunlardan bir tanesini daha e ayrıntılı olarak gördüğüm için 2021 senesinde verdiği bir kararı, hizmet kusurunu,
eee, görev kusurunu, eee, kişisel kusuru ayrı ayrı irdelediği ve ilk etapta karar düzeltme aşamasında döndüğü ve ilk
etapta aslında hiç hizmetle alakalı değilmiş gibi gözüktüğü için idare mahkemesinde ve istinafta reddedilen bir
uyuşmazlığı karar düzeltme aşamasında dönüp her üç mağdur olan kişi yönünden de idarenin sorumluluğuna sokup tazminat
yükümlülüğü verdiği bir uyuşmazlık. 2021'de dediğim gibi hizmet içinde kişisel kusurdur diye nitelemesinde
yaparak veriyor bunu. Eee, karar numarası 5024, 525, 5026 da var. Çok kısaca eee, genişliğin ya da şu
an varılan yorumun sınırlarını tespit edebilmek için eee, çok kısaca üzerinde durayım. Çünkü sonra asıl eee konumun
ikinci eee kısmına geçeceğim. Şimdi burada şöyle bir şey olmuş. Ceza infaz kurunda görev yapan bir kişi,
Adalet Bakanlığı'na bağlı Ceza infaz kurumunda görev yapan infaz kurum memuru, eee, kurum tarafından tahsis
edilen servisin içerisinde görevine giderken daha göreve başlamadı ama servisin içerisinde ve kendisine
yine kurum tarafından eee, verilen eee, silahı kullanılmak suretiyle önünde oturan eee, iki infaz koruma memurunu
eee, onun bir önündeki bir infaz koruma memur olurun ve onun yanındaki eşini üçünü öldürmek eee 4.üncü kişiyi de
yaralamak suretiyle eee bir olaya eee sebebiyet veriyor ve bu olay aslında eee bu diğer infaz koruma memurlarının eee
fail durumunda olan bu eee kişinin eee yani öldüren ve yaralayan kişinin aynı kurumda bir başka kadınla olan eee
gayrimi ilişkisi nedeniyle dedikodu yaptıkları gerekçesine dayanılan eee bir öldürme. Açık açık da açık davacı eee
yani o davadaki daha doğrusu yargılanan kişi bunu her aşamada da söylüyor. Benim dedikodumu yaptılar. İtibarımı
sarstılar. Sorumlu kurum içinde sorumlu hale getirdiler. Bu nedenle öldürdüm diyor. Şimdi ilk baktığınız zaman hani
görev kusuru, kişisel kusur ayrımına gittiğiniz zaman çok rahatlıkla kişisel kusur diyebilirsiniz. hani kinle eee
özel hazırlıkla, özel işiyle hiç kurumla ilgili değil gibi gözüküyor. Göreviyle ilgili değil gibi gözüküyor. Ama karar
düzeltme aşamasına döndü Danıştay 10. dairesi ve bunun kurum tarafından eee sağlanan bir servis
aracı içerisine kurum tarafından verilen bir silahla ve pozisyonunun getirdiği güçle yani bazı görevleri ifa eden
insanların gerçekten diğer kişilere karşı böyle bir daha üstün pozisyonda oldukları gibi bir sehaba katılıyorlar.
Maalesef bu bizde var. Hani ben araba kullanırken kamyon şoförlerinin bana davranışı gibi. Yani eğer biraz daha
yüksekteyseniz ve yanınızdakilerden farklı konumdaysanız gücünüzü kullanıyorsunuz. Ama bu güç aslında
idare ajanı olmanızdan kaynaklanan güç. Döndü. Burada da evet idare ajanının bu sorumluluğu eee idarenin sorumluluğu
hizmet kusurudur. Ama tabii ki burada idare ajanına eee rücu edilmesi gerekir. Tabii parasal konu söz konusu olduğu
zaman. Ama zaten bu kişi görev içerisine e kişisel kusur işlemiş olduğu için yargılanıp mühebbet cezalarını filan
alıyor. Ben sadece yaklaşım olarak söyledim. Şimdi geliyorum çok güzel kararlarımı size eee daha detay açıklama
şansım maalesef yok. Ama geliyorum şimdi Kartalkaya olayına. Konuşmamın ikinci yarısı tümüyle bu buna
ayrılmış durumda. Yine heyecanlanacağım bir noktaya geldim. Şimdi bir kere öncelikle şunu söyleyeyim.
çok acı bir olaydı. Eee, dolayısıyla kabul edilmesi ve üstesinden gelinmesi hiç kolay değil.
Dolayısıyla orada belki de bizim yüzümüzden hayatını kaybeden 78 kişiye olan eee, saygımı
ifade ederek, iyi duygularımı ifade ederek eee bu konuyla ilgili olarak idare ajanları, idarenin sorumluluğu ve
o noktadan gideceğim idare ajanlarının sorumluluğuna girmek istiyorum. Şimdi olay gerçekten çok vahim. Ben deprem
uyuşmazlıklarının incelendiği dönemde de idari yargıda görev yapıyordum. Bu şimdi değilim tabii ki. Ve o zaman da aslında
o güne kadar eee olağanüstü eee durum işte neyse eee doğal olay eee afet önlenemez eee engellenemez, önceden
bilinemez gibi kavramlarla idareyi tümüyle sorumluluk dışına attığımız bu olayda yine idare ajanlarının verdikleri
birtım ruhsatlar, birtım eee tedbirsizlikler nedeniyle değerlendirildi ve belki Bir de eee hani
idarenin eee kusursuz sorumluluğunda eee hatta öyle ki kendi faaliyeti olmayan yerlerde terörle mücadele alanında onu
sorumlu tutmamız nedeniyle ve burada ısrarlı olmamız nedeniyle terörle mücadele kapsamında eee hayatlarını
kaybeden ya da zarara uğrayanlara nasıl devlet tazminat ödemek zorunda kaldı? Buralarda da aynı şey oldu. Şimdi umarım
Kartal Koylu bitti mi yoksa? Yook. Hayır. Eee, peki. Eee, eee,
şimdi, eee, 1151'de bile bitirecek olsam benim hesabıma göre 9 dakikam var hocam.
>> Buyurun buyurun. >> 9 dakikam var. Eee, tabii ki bu olayı 9 dakikaya sığdırmam mümkün değil ama
telefonumu yanıma koydum. Dakik dakik ne kadar süre verdiğinizi görüyorum. Şimdi geliyorum. Bu Bolu'da meydana gelen
olayda eee Bolu'da Grand Kartal Otel diye bir otel var. 21 Ocak 25 1925 tarihinde bir yangın var ve o yangında
hayatını kaybeden eee 78 cam var ve burada sorumlu bulmakta çırpınan arayış içerisinde olan bir dolu insan var. Bir
grup insan var. Aralarında hukukçular da var. aralarında anne baba olmanın ötesinde bu işin hukuki savunmasını
yapabilecek, hukuken bu işin peşini bırakmayacak insanlar da var. Ama çok zor ilerliyor süreç. Şimdi bir kere
sadece tarihleri de vermek suretiyle gidiyorum. Eee, otelin bulunduğu alan 1971
senesinde orman arazisi olarak Orman Bakan niteli orman arazisi olan Taşınmaz Orman Bakanlığı tarafından eee, otel
yapılmak üzere 1971 senesinde tahsis ediliyor. >> Sonra Turizm Bakanlığı 1973 senesinde
turizm işletme belgesi düzenliyor. Ama dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var. Daha ortada ne inşaat var ne
otel var. Ama turizm işletme belgesi hazır. 1973 senesinde. Halbuki burada otel yapmak için önce bir inşaat ruhsatı
alınmak gerekiyor. Ya bu 97 senesinde alınmış. Yani 73 senesinden 97 senesine kadar turizm işletme belgesi yanında,
cebinde hazır bu kişilerin. Sonra eee bu yapı eee iz ruhsat izninden sonra yani yapı ruhsatı düzenlenmesinden sonra 99
senesinde de yapı kullanma izni düzenleniyor. Bu arada 2005 senesinde eee il özel
idaresi kanunu devreye giriyor. Bu kanun üzerine bu tesisle ilgili evraklar özel idareye devrediliyor. Özel
idareye veriliyor. 2005 tarihinde özel idare kanunun umuma açık istirahat ve eğlence yerlerine
ruhsat vermek ve denetlemek görevi il özel idaresine belediye sınırları dışında il özel idaresine ait eee
olmakla birlikte ama turizm teşvik kanunu da var. 82 senesinde yürürlüğe girer. Bu sefer eee turizme teşvik eee
kanunu uyarınca Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yetkileri de devreye giriyor ve normalde bu tür yerler için
önce atlaya atlaya gidiyorum önce iş yeri açma ve çalışma ruhsatı veriliyor. Sonradan da ona uygun bir eee yani
verilen inşaat ruhsatına ve yapı kullanma iznine uygun olduğu tespit edilirse iş yeri açma çalışma ruhsatı
veriliyor. Onun üzerinde de eee bakanlıktan turizm işletme belgesi alması gerekiyor. Gerçi bizimkinin daha
bina yokken 1973 senesinde aldığı bir işletme belgesi var ama kanun açık açık eee yeni bir yetkili belirlemek
suretiyle de ve nasıl olması gerektiğini de düzenlemek, yazmak suretiyle eee bu hükmü getiriyor.
Ama biz bazen yasalarımızdan değil de bu ikincil mevzuattan çok çekeriz biliyor musunuz? kanunları uygulamak için
yönetmelik çıkarılır ya da işte neyse şimdi yok ama işte kanunların uygulanmasını e göstermek için tüzükler
çıkarılır ama ne hikmetse ilk akla gelen neyi sınırlayabileceğimiz noktasıdır. Sanki idare oradaki yönetmelik ya da
tüzük çıkarma yetkisini kendi alanını genişletmek ama sorumluluklarını azaltmak için kullanıyormuş gibi bir
yaklaşım sergiler. Yani benim eee işte eee 50 yıllık hukuk hayatımda öğrenciliğimi de katarsam daha uzun
oluyor. eee hukuk hayatımda e incelediğim yönetmelik ya da düzenleyici tasarıflar yönünden karşılaştığım
problem bu. Şimdi burada bunun canlı örneğini göreceğiz. Onun için bu girişi yaptım. Bakın bu arada eee turizm
tesislerinin belgelendirilmesine ve niteliklerine ilişkin yönetmelik çıkıyor.
Bu yönetmelikte ne beklenir? İşte neyse bütün işletmeler kendilerini buna uydurmak zorundadırlar diye beklersiniz.
Çünkü bir idare hukuku eee formasyonu içerisinde olaya baktığınız zaman ileriye yönelik olarak düzenleme
getirenlere uymak zorundadır. Ha kazanılmış hak kavramını burada daha dar yorumlarız. Öyle kazanılmış hakkım var
hiçbir şeye uymam diye bir şey yoktur idare hukukunda. Allah Mukb Bey'e rahmet eylesin. Eee Mukb özörü hocama. Evet.
İdare hukukundaki kazanılmış hak kavramı öyle çok geniş yorumlanacak bir kavram değildir. Şimdi dönüyorum bu olaya. Bu
yönetmelik aslında ana hükümlerinde bunları vermiş olmasına rağmen eee geçici maddeleriyle
eee birtım eee şeyler getiriyor. Eee düzenlemeler getiriyor ve diyor ki bulayım hemen atladığım için tabii bazen
bulmakta zorluk çekiyorum. Eee bu 2005 yılında yayınlanmış. Eee ama diyor ki geçici 6. maddede 22.5.2005
2005 tarihli 5302 sayılı İl Özel dersi kanunun yürürlüğe girmesinden önce verilmiş olan turizm işletme belgeleri
iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı yerine geçer. Almanıza gerek yok. Eskiden beri devam ediyorsanız geliyor.
Hatta bunu geçiyorum yine eee daha sonra düzenlediği eee yeniden eee değişiklikler yaptığı
yönetmelikle süreyi de uzatıyor biliyor musunuz? başlangıçta verdiği eee o şey geçer diyor. Sonra eee geçici maddelerde
birtım süreler getiriyor. Sonra o süreleri uzatıyor ve en son ta 30 Nisan 2024'e kadar geliyor. Yani o tesisin eee
hem iş yeri çalışma açma ruhsatı hem de eee turizm işletme belgesi ruhsatı almak için kanunda ve de yönetmelikte
öngörülen ana hükümler bertaraf ediliyor. Eee ve o zamanki eee eee hükümet tarafından çıkarılan eee yani
2021 senesine çıkarılan düzenlemelerle bu yükümlülükler erteleniyor, erteleniyor, erteleniyor. Bu arada
eee sürede 30 Nisan 2024'te dün dolacak ya. E 2024'te 2025'te de yeniden sezonlar
açılacak ya. Eee bu arada tesisin alt tarafında benim de bildiğim bir tesis. Eee yani eee
pistlere çıkmak için olan kısmında, eee, bir böyle kafeterya gibi bir şey yapıyorlar. Şimdi o kafeteryaya da iş
yeri açma çalışma ruhsatı alacak. Eskiden yok. O ruhsatı almak için geldiği zaman eee o ruhsatı almak için
başvurdukları zaman tabii ki yangın içinde Bolu Belediyesinden yangın eee şey geliyor. Araştırması için ekip
geliyor. Eee 16.12.2024 2024 tarihinde aslında tabii o verilen süreler geçti bitti ama bir
aşağıdaki o 70 m²elik yer için getirilen eee istenilen bir belge. Şimdi bu belge elimde
arkadaşlarım verdiler demin isimlerini zikrettiğim arkadaşlarım bakın tahliye çıkışları yetersiz. Işıkland ışıklı
yönlendirme levhaları yetersiz. Binadaki acil aydınlanma yetersiz. Yani neresi yeterli diyor. Elektrik tesisatı uygun
değil. Söndürme gereçleri talimatları uygun değil. Algılama sistemleri, yangın alanları uygun değil. Yetersiz.
Bacaların durumunda eee bir şey yazmamışlar. Eee ve de onun dışında hiçbir şey uygun değil. Sonuçta
bakıyorlar, bakıyorlar hiçbir şey uygun değil. Bir tek bina tahliye planları ve yangın ekipleri var mı demişler. orada
bir e yeterli noktasına şöyle bir çek atılmış ama bu kadar yetersizlik görülünce bu sefer eee bu iş yerinin eee
yetkilileri belediyeye müracaat etmişler. Eee bu 70 metreklik yeri almak için istedikleri
uygunluk belgesi ile ilgili dilekçelerin iptalini istemişler. O dilekçe de iptal edilmiş ve de bu uygunluk belgesi kısmı
da bu şekilde ortada kalmış. Şimdi geliyorsunuz bakın 1900 eee en başından 73'ten bu yana bir dolu idare ajanı
devrede. İdare bütün bu işlemleri tek başına yapmıyor. eee bakanlığın, il özel idaresinin,
belediyenin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın ve İçişleri Bakanlığının burada eee ajanları vasıtasıyla
yapmadığı birtım ya yaparken yanlış yaptığı, ya eksik yaptığı ya da hiç yapmadığı birtım görevleri var. Tam bir
hizmet kusurunun hani o 10 dairenin en başında okuduğum kararında diyordu ya şunlar şunlar tam onların o yerleştiği
oturduğu bir alan ve burada inanın bu sorumlu olan hem devletin sorumluluğunu hem de idarenci sorumluluğunu ortaya
koymak için eee çırpınan bir dolu hukukçuya eee yine süreçle ilgili bana verdikleri
bunun hepsini okumayacağım Sayın Başkan hiç merak etmeyin ama >> süremiz doldu yalnız
>> doldu biliyorum ne belediyede, ne özel idarede, ne eee Kültür Turizm Bakanlığıa, ne Çalışma
Sosyal Güvenliğinde, ne İçişleri Bakanlıa Evet, benim saatime göre de sürem doldu. Yeterli sonuca ulaşılmış
değil. eee baktığınız zaman sadece eee yerel düzen düzeyde sorumlu olan birileri yargılandı ama hala son 1.
Danıştay 1. tarafından verilen karar Ankara eee iki tane eee eee bu itirazları inceleyen isnat dairesi
tarafından verilen iki karara rağmen henüz idare ajanlarının sorumluluğu noktası bu olay kapsamında günün yıla
çıkmış değil. >> Teşekkür ederiz. Şimdi hakimlerin ifade özgürlüğünün
konuşulduğu yerde ben eee onu çok engelleyen kişi eee olmak istemem tabii. Eee teşekkür ediyoruz sunumunuz için.
>> 5. ve son oturumun başkanlığını yapmak üzere Ankara Üniversitesi öğretim üyesi Doçent Doktor Sayın Dinçer Demirklerine
davet ediyorum. Ve konuşmacılarımız Anayasa Mahkemesi raportörü Doktor Sayın Evren Altay'ı
yerlerine davet ediyorum. İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doçent Doktor Sayın Ulaş Kara'nı
yerlerine davet ediyorum. Ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Doktor Öğretim Üyesi Sayın Zülfiye
Yılmaz'ı yerlerine davet ediyorum ve sözü Sayın Demirk'e bırakıyorum. >> Teşekkür ederim.
Tabii ayrıca Türkiye Barolar Birliği'ne, düzenleme komisyonuna da teşekkür ederim. Tabii sizlere de bu son oturum
eee kadar kaldığınız için teşekkür ediyorum. Eee Kerem Hoca bir önceki oturumda hem
eee bu toplantının niyetini biraz açıkladı ama şimdiye kadar konuşulan
eee meseleleri de dünden itibaren bir toparlamaya çalıştı. Ben eee çok kısa olarak son oturumda eee bir giriş
yapayım. E böyle bir toplantının düzenlenmesinin önemini söyleyeyim önce. Çünkü
Türkiye'de aslında uzun bir süredir yargı kurumu üzerine
toplantılar yapılıyor. Fakat özellikle muhalefette hakim olan bir görüş var. O da
yargı meselesinin hall olulduğu üzerine yani sanki yargı doğrudan doğruya bir eee aparat
haline gelmiş gibi görünüyor muhalefetin bakışında. Fakat
eee bu konuda biraz daha üzerine düşündüğümüzde meselenin başka bir boyutunu
görmek mümkün. 2008 yılında Tom Ginsburg'un yazdığı bir kitap var. Daha doğrusu derlediği bir
kitap var. Eee, Rule by Love, hukuk eliyle yönetmek diye. Ve bunun Türkiye üzerine bir bölümü var.
Şambayati adlı bir yazar kaleme almış ve 2008 de yazılan bence kritik bir tarih bu
kitapta. Özellikle Anayasa Mahkemesiin 1900 61'den itibarenki konumunu özellikle
1982 anayasındaki konumunu düşünmüş. Makalenin başlığı
yarı demokratik rejimlerde mahkemelerin konumu, yüksek mahkemelerin konumu üzerine ve Türkiye bakımından da
şunu söylemiş özetle yazar. Demiş ki Türkiye'de Anayasa Mahkemesi dikkat edin 2008 yılında Türkiye'de Anayasa
Mahkemesi ve yüksek yargı asıl olarak askeri düzence oluşturulmuş 1980 darbesi
sonrası bir kurum. Eee ve fakat askerler sivillere iktidarı devrederken de eee belirli bir liyakat usulüyle gelmiş
kendisini siyaset üstünde konumlandıran yargıçlara da özel bir pozisyon atetmişler. Buna da eee cumhuriyetin
korunması demişler. Yani bu kişiler verdikleri kararlarda her ne kadar
mevcut iktidarların eee la ilişkilerinde eee
siyaset üstü bir pozisyon alsalar da temelde kurulu rejimin savunması gibi bir konumdalar. Demişler ki 2008 kritik
bir tarih biliyorsunuz. Özellikle AKP'ye kapatma davasının tarihi olması bakımından ve 2010 referandumun hemen
öncesine denk gelmesi bakımından ve işlerin bundan sonra biraz değiştiğini de göreceğiz. Mahkemelerin, yüksek
mahkemelerin, yüksek yargının konumu bakımından. Benim tezim şu. Artık kurulu düzeni
koruyucu bir rolden neredeyse bir tür korucu bir role geldiğini görüyoruz mahkemelerin.
Eee dünkü konuşmalarda low fair kavramı kullanıldı. Yargı silahı diye çevirmişti Çağlar Bey.
Eee bu kavram bakımından da değerlendirilebilir ama başka da çokça kavram var. Fakat hukukun
araçsallaştırılmasının Şambiat Türkiye'de politikanın yargısallaştırması başlığını
koymuştu 2008'de. Artık bir tür doğrudan doğruya yargının bir araç olmasından ziyade bütün siyasi meselelerin eee
çözümünde aktif bir rol oynayan bir kurum haline geldiğini görüyoruz. Elbette Türkiye'de yeni
başlamış tartışmalar değil. 69'da da 1961 anayas sırasında jüristokrasi kavramını bu anayasanın yapıcılarından
birisi Mümtaz Soysal dinamik anayasa kavramında dile getirmişti 2000'lerde eee bugün aslında çok yabancı olduğumuz
bir kavram. çok kısa bir zaman geçmesine rağmen e yargısal aktivizm kavramı bakımından özellikle Özbud'un ve
çevresindeki anayasacılarla tartışılmış bir meseleydi. 2017 değişikliklerinden sonra
baktığımızda ise artık eee çok daha farklı kavramsallaştırmanın yapıldığını görüyoruz. Bugün de
Anayasa Mahkemesi kararlarının etkisini eee konuşacağız. Eee ben çok uzatmayayım. Sözü ilk olarak Sayın
Evren Altay'a vereceğim. Anayasanın 153. maddesi bağlamında bireysel başvuru kararları ve kararların objektif etkisi
başlıklı konuşmasıyla. Buyurun hocam. >> Teşekkür ediyorum. Herkesi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle
bugün düşündüm. eee 26 yıl önce de Barolar Birliği'nin hukuk kurultayında idari yargının kararlarının
uygulanmaması sorunu ile ilgili bir sunumum olmuş. Tabii bu geçen süre zarfında o zaman bireysel başvuru da
yoktu. etkili bir iç hukuk olma iddiasıyla eee yola çıkan anayasa koyucu tarafından
getirilen bireysel başvuru yolu bu süreçte eee epey bir yol aldı ama biraz sonra da konuşacağımız belki birtım
sıkıntıları da oldu. İşin doğrusu. Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuru
sonucu verdiği ihlal kararlarının aslında objektif etkisini eee tek başına öncelikle konuşmak istemiştim. Ama
objektif etki biliyorsunuz bir kararın başvurucusundan bağımsız olarak benzer olaylarda, benzer davalarda da o kararın
gözetilmesi eee uygulanmasının sağlanması bir zorunluluk olmasına olmamasına rağmen bir hukuk devletinde
hukuk devletinin gereği olarak bu kararların gözetilmesini gerektiriyor. Ama objektif etkiden
bahsetmeden önce belki eee öncelikle subjektif etkiden bahsetmek gerekiyor. Çünkü
bir kararın başvurucusu ile ilgili verilen bir ihlal kararı uygulanmıyorsa
o kararın bir başka kişiler tarafından eee uygulanmasını istemek çok da akla uygun değil. Bu nedenle
eee konu başlığı olarak ikiye ayırdım. Bir tanesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının yani bireysel başvuru
sonucu verdiği kararların anayasanın 153. maddesi kapsamında olup olmadığı ve ardından eee
kararların objektif etkisi. Süremi başlatacaktım unutmuşum. >> Tamam. Ne kadar oldu
>> şimdi? Öncelikle şunu söylemek lazım. Eee 23 Eylül 2012'den 2026'nın başına kadar
Anayasa Mahkemesi'ne toplam 714.774 başvuru yapılmış ve bunun 623.088'i
karara bağlanmış. Eee bunlardan da 84.519 başvuruda ihlal kararı verilmiş. az
değil. 84.519. Tabii bunların büyük bir çoğunluğu makul sürede yargılanmama nedeniyle verilen
ihlal kararları. 56.443 makul sürede yargılanmama. 28.076
da diğer haklar yönünden ihlal kararları var. Eee, yani ihlal kararlarının
uygulanmasına da baktığımızda %9 %100'e yakın ama 99.7'yi eee, aşan bir kısımda kararların
uygulandığını görüyoruz. Yani sistematik bir sorun eee yok gibi ama eee uygulanmayan karar 3 be de olsa bir
hukuk devletinde, bir anayasanın üstünlüğünün geçerli olduğu bir eee ülkede hiç bütün kararların uygulanması
lazım. Böyle kararların %99.7'si uygulanıyor diye uygulanmayan kararları önemsiz hale getirmemek lazım.
Şimdi kararın uygulanmaması yönünden de normalde eee idari yargı yönünden
konuşacağız ama bir kararın ihlal kararının uygulanmaması bakımından 153 kapsamına girip girmemesi bakımından
işin doğrusu adli ve idari yargı ayrımının hiçbir önemi yok. Adli yargı eee eğer 153'e göre
uygulanmaz diyorsa eee ki biraz sonra bahsedeceğim o uygulanmaz diyen Yargıtay kararlarına daha sonra Danıştay'ın da
atıfta bulunarak uygulanmaz demesine rastlayabiliyoruz. Eee bu anlamda
ben eee 4 be karara değineceğim. uygulanmayan kararlara ki bunların eee sonuncusunda
Danıştay kararında eee çok daha diğer Yargıtay kararlarına oranla ihlal kararlarının 153. madde kapsamına girip
girmediği konusunda çok daha net bir ayrışma olmakla beraber çokluk ve karşıoylarda net ifadeler kullanıldığını
belirtmek isterim. Eee, tabii bunun önemi biraz da şu
bahsedeceğim iki, eee, hepinizin de bildiği şeyler aslında. Belki toparlayarak söylemiş olacağım.
Bahedeceğim ilk iki karar ilk derece mahkemelerinin kararı, ağır ceza mahkemelerinin kararı ama işi daha da
önemli hale getiren temyiz merci olarak Yargıtay ve Danıştay'ın da bu konuya bakışları.
İlk karar biliyorsunuz Kadri Enis Berberoğlu kararı. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararlardan da bahsederken kararların
içeriğine eee girmeyeceğim. Zaten süremiz sınırlı. İçeriğinin de hiçbir önemi yok aslında. Karar size göre bana
göre doğru ya da yanlış olabilir. Biz bunu tartışmıyoruz. Eee Sami Selçuk başkanın eee çok önemli
bir sözü var. O her zaman der ki, eee, bir karar doğru olduğu için değil, yargı kararı olduğu için uygulanır. Der. Yani
dolayısıyla eee, ki kararların içinde muhalifet oyları da var. Onlar da karara katılmıyorlar. Ama bu kararın
uygulanması bakımından hiçbir önem arz etmiyor. Kadri Enis Berberoğlu kararında ilgili
ağır Ceza Mahkemesi kararı uygulamazken iki ana gerekçesi vardı. Bir tanesi Ceza Mahkemesinin kararına
müdahale niteliği taşıdığını Anayasa Mahkemesin'in. İkincisi de mahkemeye yol gösteren bu kararın yerindelik denetimi
kapsamına girdiği ve yerindelik denetimi yapılamayacağı şeklinde. Eee, biraz sonra bir başka kararda yine
Yargıtay söylüyor. Eee, kesin kararımız hakkında karar verdi diyor. Eee, bu aslında ön koşul yani bireysel başvuru
yapılabilmesi için bir kararın kesinleşmesi gerekiyor. Eee, o nedenle kesin kararın gözetilmemesi eee,
gerekçesi çok uygun düşmüyor. karara müdahale denilmesi de zaten eee bu anlamda belki aynı bakış açısıyla eee
tabii ki Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında temel haklara müdahale olduğunu saptarsa o eee hak
ihlalinin giderilmesi için eee o kararı veren mahkemeye göndererek ve onu giderme yöntemini de belirterek
giderilmesini istiyor. Bu anlamda bir eee mahkeme kararına müdahale olduğu da açık. Ama bu anayasa koyucunun iradesi.
İkinci karar Şahin Alpay kararı. Yine eee çoğunuzun bildiği gibi orada da kanun yolunda gözetilmesi gereken
hususların eee Anayasa Mahkemesince gözetildiği, bu çok tartışma konusu olan bir şey.
Gittikçe azaldı ama bireysel başvuru ilk başladığında daha çok tartışılıyordu. Kanun yolunda gözetilmesi gereken
hususlarda Anayasa Mahkemesi değerlendirme yapamaz, delil değerlendirmesi yapamaz.
Eee ama Anayasa Mahkemesi eee Enis Berberoğlu 3 kararında hatırladığım kadarıyla 87 ile 90 paragraflar arasında
bu konuya değindi ve eee kanun yolunda değerlendirilmesi gereken hususlar eğer temel haklara müdahale
niteliği taşımıyorsa Anayasa Mahkemesi'in de buna bakmayacağı ama müdahale ettiği oranda bunun da bireysel
başvuru konusunu oluşturacağını belirtmiş oldu ayrıntılı bir şekilde orada.
Eee tabii ki yani delil değerlendirme derken eee bir kira tespit davasında
eee kiranın 3.000 L 5.000 L olması noktasında Anayasa Mahkemesi zaten böyle bir şey yapamaz. Çünkü kanun yolunda
değerlendirilmesi gereken hususları bir de Anayasa Mahkemesi değerlendirirse tüm Danıştay ve Yargıtaydan eee geçerek
kesinleşmiş bütün davalara bir de Anayasa Mahkemesinin bakması gerekecek. Anayasa Mahkemesi. Belki herkes görev ve
yetkisini genişletmek ister ama burada eee iş yükünden boğulur. Bu e anlamda kendisi de istemeyecektir ve istemiyor
böyle bir şey. Tabii yerindelik derken Anayasa Mahkemesi bazı kararlarında eee bir
temel hak ve hürriyetin ihlalini saptayarak eee bunun giderilmesini istemesi o davada eee bu idari yargı
olabilir, adli yargı olabilir. verilecek karar yönünden her türlü belirleyici oluyor ama bazen nihai anlamda
belirleyici olmuyor. Biliyorsunuz mesela Balyoz davasında Anayasa Mahkemesinin ihlal gerekçelerinden
çok sayıda vardı ama bir tanesi eee TÜBİTAK tarafından sanıklar aleyhine hazırlanan, düzenlenen bilirkişi
raporunun aksine sanıklar tarafından onlarca eee kamu kuruluşu, özel kuruluş, uluslararası kuruluş, üniversite
tarafından aksine rapor dosyaya sunulmamış sunulmuşken mahkemece diğer raporların neden kabul edilmediği
belirtilmeksizin TÜBİTAK kararının eee kararlarına esas alınmasıydı. Yani bundan sonra Anayasa Mahkemesi o dosyada
bunlar beraat etmeli dememişti. Yani o anlamda bir eee uygulanma zorunluluğu yok ama gerekçe
itibariyle kararın sonu orada sonucu itibariyla verilecek karar yönünden değil ama eee adil yargılanma ilkeleri
anlamında tespit edilen ihlalin giderilerek karar verilmesi yine gerekiyordu.
Son belki de Anayasa Mahkemesi ile Yargıtayı eee karşı karşıya getiren eee Şerafettin Can Atalay kararından da
bahsetmek isterim. eee Şerafettin Can Atalay kararında Anayasa Mahkemesi kararına eee
uymayacağını belirtirken eee aslında bu burada konuşuyoruz ama bu bahsettiğimiz kararlar özellikle
Yargıtay'ın bu biraz sonra bahsedeceğimiz kararı ve sonrasında Anayasa Mahkemesi'in ikinci kez bireysel
başvuruda vermiş olduğu karar. eee sonrasında Yargıtay'ın ikinci kez kararı sonrasında Şerafettin Can Atalay'ın
milletvekilliğinin düşmesine yönelik olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru değil milletvekilliğinin
düşmesine ilişkin yapılan başvuruda Anayasanın mahkemesinin verdiği kararı bence Türk hukuk tarihine geçecek eee
şeyler bunlar. ileride konuşulacak. eee hangisinin doğru haklı eee olduğu noktasında Yargıtay
Anayasa Mahkemesince yargı kararına temel oluşturan maddi olguların veya uygulanacak kuralın belirlenmesi ya da
kararı veren mahkemenin takdir yetkisinin değerlendirmesi yönünden değerlendirme yapılamayacağını
ve Anayasa Mahkemesinin anayasal yetkisini kötüye kullanarak tüm yargı organı organları üzerinde
vesayet organı gibi davrandığını ve Yargıtayın temyiz sonucu kesinleşmiş kararını dikkate almaksızın inceleme
yaptığını demin bahsettiğim kesinleşme yönünden ve sonuç olarak eee hukuk hiçbir hukuki değeri ve geçerliliği
bulunmadığından bahisle Anayasa Mahkemesi'in kararının hukuki değeri ve geçerliliğinin bulunmadığından bahisle
Ortada anayasanın 153. maddesi uyarınca uygulanması gereken bir karar bulunmadığını söyledi. Bakın burada
teknik olarak Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararları 153 kapsamına girer girmez diye bir tespit yok. Burada
karara bir nitelendirme var ve bu kararın neredeyse söylenilmemiş ama yok hükmünde gibi bir karar hukuki
geçerliliği ve değerliği değeri olmadığında 153 kapsamında değerlendirilemeyecek. sanki olsaydı 153
kapsamında olabilirdi. Eee, tersinden bir sonuç çıkarılabilecek bir şey. Bu anlamda karara uyulmamasına ve aynı
zamanda yine hukuk tarihi bakımından önem arz eden bu kararda eee çokluk görüşünde olan Anayasa Mahkemesi
üyeleri hakkında da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.
Eee Anayasa Mahkemesin'in şimdi şöyle bir şey var. Bu da ne kadar mantıklı? eee
takdirlerinize sunuyorum. Bir bireysel başvuruda, bu idari yargıda da var aslında. İdari yargıda eee dava
açılıyor, işlem iptal oluyor. İptal kararı uygulanmıyor. Bir dava daha açıyor. İşlemin e şey
iptal kararının uygulanmaması işleminin iptali diye. Ya eee bir iş kararı uygulamayan o kararın uygulanmaması
işlemi iptal olduğunda onu mu uygulayacak diye de düşünebiliriz. Eee, bizim bu başvurularda da Şerafettin
Can Atalay'da da bu var. Başka örnekleri de var. Hak ihlali kararı uygulanmadığı takdirde ilgili kişi yeniden başvuruyor.
Ama burada şöyle bir fark var. Bu başvuruda eee yalnızca ilgili temel hak ve hürriyet değil ki bana göre ona hiç
girilmemesi lazım zaten. Bireysel başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasında bulunuyor ve önceki kararda
diğer hak ve eee hürriyetler yönünden eee muhalif kalan üyeler de bireysel başvuru hakkı yönünden ihlale oy birliği
ile karar veriliyor. Karara katılıyorlar. Eee,
burada Yargıtay çok açık söylemiyor ama şöyle bir kararında, eee, bir bölüm geçiyor.
Burası bizim için önemli olabilir diye düşünüyorum. Diyor ki, "Anayasa Mahkem şey anayasanın 153. maddesinde resmi
gazetede yayınlanması gereken kararlar belirtilmiş. Eee, dolayısıyla
Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş kanununda da bireysel başvuru kararları, iptal kararları dışında hangilerinin resmi
gazetede yayınlanacağına, bireysel başvurular da buna dahil. başkanın karar vereceği söyleniyor. Dolayısıyla
kesinlik ve uygulanma zorunluluğu bakımından eee resmi gazetede her bireysel başvuru kararının yayınlanma
zorunluluğu olmadığından bahisle çok açık söylemiyor ama sanki 153'ün kapsamında eee değilmiş imasını
uyandırıyor. Eee bunun dışında son karar belki idari
yargıyla ilgili olan Danıştay 5. dairesinin bugün eee dinlediğimde sanırım sabahki oturumda da konuşulmuş.
Eee bu akademisyenler bildirisi ya da eee Zübeyde, Füsun, Üstel ve diğerleri eee
başvurusunda verilen ihlal kararından sonra eee Anayasa Mahkemesi'in
şey Danıştay 5. Dairenin vermiş olduğu bir karar. Bunu aslında sona objektif etki yönünden eee saklamak istiyorum ama
kısaca buradaki şeyi bahsedeyim. Şimdi burada iki yönlü e bu kararın eee ele alınıp değerlendirilmesi lazım.
Birincisi çok ilk kez açık ve net bir şekilde Danıştay eee ihlal kararları eee 153 kapsamında mıdır değil midir? Bunu
ilk kez tartıştı. Yani toplam yarım saat 25 dakika. Eee burada
anayasa çoğunluk kararı. Burada bu kararlar şunu söylemek lazım. Ne kadar eee
biliyorsunuz bilmiyorum. Yaklaşık Danıştay'ın bu yönde verdiği 5060 karar var. Belki 10 fazla, 10 eksik olabilir.
Bu kararların çoğunda eee Danıştay 5. Dairesi Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararının 153. madde
kapsamında yer aldığını ve uygulanmak zorunda olduğunu söyledi. Ama eee kararlarda 3e ik çıkıyordu. İki üye her
zaman muhalif farklı görüşte. Ama iki kararda o muhalif kalan üyelerin eee çoğunluğa geçtiğini ve eee Danıştay şey
Anayasa Mahkemesi'in ihlal kararının uygulanma zorunluluğunun o çoğunluk kararında olmadığının söylendiğini
görüyoruz. Normalde çok sayıda verilen Danıştay kararında Danıştay diyor ki Anayasa Mahkemesi'nin aslında bir
kararında da bu yazdıkları yazıyor da atıfta bulunmamış. eee temel haklı ve özgürlüklere ilişkin güvenceler yönünden
eee anayasayı yorumlama hem kamu kurumlarının hem tüm mahkemelerin görev ve yetkisi içinde ama nihai yorum
yetkisi Anayasa Mahkemesinindir diyor. Anayasa Mahkemesi. da bunu yazarak
her ne kadar ihlal kararlarının uygulanacağına yönelik açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte Anayasa
Mahkemesi'nin nihai yorum yetkisi dikkate alınarak aynı mesele hakkında uygulama yapacak olan idari makamları ve
yargı mercileri tarafından bu kararla uyulmasının anayasal hukuk düzeninin ve hukuk devleti ilkesinin bir gereğli
olduğunu söylüyor. Demin şeyi de söylemeyi unuttum. Yargıtay biz de üst mahkemeyiz, eşitiz. ya da Danıştay da
aynı şeyi söyleyebilir. Bence bu yönden de bir sıkıntı yok. Burada aslık üstlük yok. Ben de eee Anayasa Mahkemesinin
Yargıtay ve Danıştaydan üstün olduğunu düşünmüyorum yani. Ama önemli olan kurallar. Önemli olan anayasa. Anayasa
ne demişse kuralların üstünlüğü ve önceliği vardır. Kime o görevi vermişse o ona bakar. Yoksa Anayasa Mahkemesi
Başkanının bir memuruna verdiği disiplin cezasına da idare mahkemesi bakıyor. İdare mahkemesi de ben Anayasa
Mahkemesinden üstünüm o zaman. Yani üstünlüğü kurumlar anlamında değil de anayasaya vermek lazım. Anayasanın
kurallarına öncelik ve üstünlük tanımak lazım. Bu demin bahsettiğim Danıştay 5. Dairenin eee azlıkta kalan iki kararında
da çoğunluğu oluşturan kararında eee diyor ki anayasanın 153. maddesinde beş kez iptal kararlarından bahsediliyor
ama eee hiç ihlal bireysel başvurudan ve ihlal kararlarından bahsedilmiyor. Eee yeniden yargılama yetkisi demek
bağlayıcı olmadığını gösteriyor. Nihai karar verme merciği yine ilgili mahkeme. Dolayısıyla bir eee bağlayıcılık yok.
doğrudan uygulanma imkanı yok diye diyor. Yargıtayın eee ilgili dairelerinin kararlarına atıfta
bulunuyor. Eee ve Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarında
biliyorsunuz üç karar verebiliyor ihlalden sonra. Eğer ana kural eee o ihlalin giderilmesi mümkünse amaç
ihlalin giderilmesi. Eee ihlalin giderilmesi mümkünse eee yeniden yargılama yapmak suretiyle ihlalin
giderilmesini istiyor. İkincisi bu mümkün değilse tazminata hükmediyor. Üçüncüsü de bu daha spesifik bir şey.
Eğer başvuru yolları tüketilmemişse falan başvuru yollarının eee tükenmediğini yargı yolunu gösteriyor.
Yani bu karar türlerinin de farklı olmasının bağlayıcılık yönünden 153 kapsamında olmadığını söylüyor. Şimdi
eee bir defa mahkemelerin kararlarının uygulanma zorunluluğu anayasanın 138.
maddesinde yazıyor zaten. Önce şunu ortaya koymak lazım. Anayasa Mahkemesi de bir yargı organı değil mi? Yargı
organı. O zaman anayasanın 138. maddesi varken neden 153. madde öngörülmüş? 138 ile 153'ün eee aynı şeyleri
söylüyorlar ama bir farkı var. %38'de eee yasama ve yürütme organları ile idarenin, idare makamlarının eee mahkeme
kararlarına uymak zorunda olduğunu belirtiyor. 153 de bunları tekrar etmekle birlikte ekleme yapıyor. Yargı
organları da diyor 138'de yargı organları yok. 153'te yargı organlarının da ve e gerçek ve kamu tüzel kişilerinin
de Anayasa Mahkemesi kararının bağlayacağını söylüyor. Bu önemli bir husus.
Şimdi bakarsak lafzi yorum anlamında anayasanın 153. maddesinde herhangi bir ayrım yok. Anayasa Mahkemesinin bütün
kararları bağlayıcı. Eğer bireysel başvuru burada niye yazılmıyor diyorsak orada siyasi parti mali denetimi de
yazmıyor, siyasi parti kapatma davaları da yazmıyor. Yani onları da biz ama eee 153. maddesi gereğince resmi gazeteye
yolluyor Anayasa Mahkemesi onları. eee yani lafzi yorumda bu çıkıyor. Amaçsal ve tarihsel yorum. Bunun getirilme
amacına baktığımızda İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidilmeden önce etkili bir iç hukuk yolu eee getirilsin diye
bakıldığında da eee bunla da farklı bir sonuca çıkmak mümkün değil. yalnızca 153 değil Anayasa Mahkemesine ilişkin
maddeleri bir bütün olarak sistematik ve eee bütüncül anayasa dediğimiz yorumu yaptığımızda da farklı bir yoruma çıkmak
mümkün değil. Bu nedenle eee şunu da hemen söyleyelim. Hala da geçerli bu. Hakimler Savcılar Kurulu'nun
eee 4.12.2019 2019 tarihli bir genel kurul kararı var ve orada diyor ki 2020 yılından itibaren AHIM ve Anayasa
Mahkemesinin ihlal kararı verilmesine sebep olan hakimler hakkında bu durum onların terfilerinde
değerlendirilecektir diyor. Yani uyulması zorunlu olmayan bir karar olsa ya da ihlale neden olunması önemli
olmasa böyle bir eee karar da olmazdı. Şimdi eee objektifliğe gelince demin bahsetmiştik.
Benzer olaylarda önce şuna ben 153. madde kapsamında olduğunu ve dolayısıyla ihlal kararlarının da Anayasa
Mahkemesi'nin diğer kararları ya da Yargıtay ve Danıştay'ın belirttiği gibi iptal kararları ile aynı hukuki etkiye
ve geçerliliğe sahip olduğunu düşünüyorum. Objektiflikte ne demiştik? başvurucu dışında benzer olaylara bunun
uygulanması, benzer davalara da olabilir. Kamu kurumları yönünden benzer olaylara, uyuşmazlıklar yönünden eee
davalara uygulanması. Eee Anayasa Mahkemesi'nin uzun uzun objektiflik ilkesini anlattığı
hatta buna bölüm açtığı yerler var. Anayasa hukukçusu arkadaşlarımız da bilir. Eee, aksi takdirde Anayasa
Mahkemesi bireysel başvuru anlamsız hale gelir. Her başvurunun Anayasa Mahkemesine gelmesi iş yükünü
artırabileceği gibi elindeki işlere de bakmasına engel olur. Eee, bundan önceki başkan Zühdü Başkan'ın metafor olarak
kullanmayı çok sevdiği sinekleri öldürmektense bataklığı kurutmak gibi. Eee, onu da bunu söyleyebiliriz. En
güzel örnek objektiflikten baş kızlık soyadı. Anayasa Mahkemesi norm denetiminde eee kanunun iptali
istemini reddetti ama kızlık soyadını kullanmak isteyen bir başvurucunun eee başvurusunu bireysel başvuruda kabul
etti. Eee ama 10 yıllık yasak var. tekrar norm denetimine gelinemiyor. Eee burada Yargıtay takdire şayan bir
eee uygulama sergiledi ve o 10 yıl boyunca eee kızlık dava açanlar yönünden, açmayanlar yönünden idare
böyle bir uygulama yapmadı ama dava açanlar yönünden Yargıtay anayasanın 90. maddesinin son fıkrasını uygulayarak eee
kızlık soyadının kullanılmasına hükmetti. Bu 10 yıllık yasak da bittiğinde tekrar Anayasa Mahkemesi'nin
önüne itiraz yoluyla geldi ve Anayasa Mahkemesi kuralı norm denetimi kapsamında iptal etti.
Objektif ilke yönünden önemli birkaç husus daha var. Eee, bunun yasadan kaynaklanması durumunda Anayasa
Mahkemesinin bunu yapısal bir sorun olarak görüp eee, keyfiyeti meclise bildirmesi.
Eee, hatta Hulusi Yılmaz kararından sonra Anayasa Mahkemesi şöyle bir değişikliğe gitti. hem meclise
bildiriyor. Yasadan kaynaklandıysa böyle bir durum var diye. Hem de eee o davada hak ihlali bulduğu davadaki mahkemeye
sen eee bu kanunun ilgili uygulayacağın kuralın iptali istemiyle itiraz yoluyla bana
gelebilirsin diyor. Bunun örnekleri de var. Mesela Fikret Aslan idari yargıda emeklilik yönünden hizmet süresinin
birleştirilmesi nedeniyle verilen bir ihlal kararından sonra aynı mahkeme itiraz yoluyla kuralın iptali istemiyle
bize geldi. Objektifliğe eee örnek bir diğer eee örnek şu sınır dışı kararı. Daha önce
eee yabancılar sınır dışı edilirken eee bir kural yoktu. Anayasa Mahkemesi bunların yaşam hakkını falan gözeterek
eee kanunda bir kural olmamasını eee bir eksiklik yapısal sorun olarak gördü. Eee ve verdiği ihlal kararından sonra
yasakoyucu düzenleme yaptı. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 53. maddesinde bir değişiklik yaparak ilgili
kişinin eee sınır dışı edilecek kişinin dava açtığı andan itibaren yürütmenin durdurulması kararı verilmeden eee
işlemin yürütülmesinin durdurulmasını kabul etti. Bu da önemli bir şey. Bir tanesi objektif etkisini verebileceğimiz
örneklerden Basın İlan Kurumu. Basın İlan Kurumu gazetelere köşe yazılarındaki eee yazarların yazı
görüşlerinde eğer etik ilkelerine aykırı davrandığını düşünüyorsa onlara ilan vermeme cezası veriyordu. Anayasa
Mahkemesi bu kanunda verilen bu yetkinin belirsiz ve öngörülemez olduğundan bahisle eee ihlal kararı verdi. henüz
yasal bir düzenleme yapmadı ama bu da kamu kurumlarının kararın objektifliğini gözetmesi ve uygulaması bakımından çok
güzel bir örnek. Basın İlan Kurumu internet sitesinde, kurumun internet sitesinde yayınlayarak anayasa ihlal
kararını eee yeni bir yasal düzenleme yapılıncaya kadar bu konuda ceza vermeyeceğini belirtti. Bu da eee iyi
bir şeydi. Örnek olarak belirtebiliriz. Eee, tamı tamına tamamladın mı hocam?
>> Benim, eee, söyleyeceklerim bunlar ama, eee, sorularla belki eee, siz de katkıda bulunabilirsiniz. Bana soracağınız bir
şey varsa ben de, eee, cevaplamaya çalışırım. Teşekkür ediyorum. >> Özür diliyorum. Bir şeyi unuttum. Önemli
de eee o sorularla belki hallederiz. Çünkü ben söylemedim ama mutlaka soru gelecek. Bu Danıştay'ın bildiriyile
ilgili eee sonrasında gelecek değil mi? Tamam o zaman orada orada konuşuruz. >> Eee Emar Hoca teşekkür ediyoruz. Fakat
şöyle bir şey eskiden, eee anayasa hukuku derslerinde kararların objektif etkisi
tartışılırdı, tartışmalıydı. Şimdi galiba sorun subjektif etkidir. Yani karar subjektif olarak icra
edilmeyen birçok karar saydığınız. Objektif etkide de iyi durumdayız gibi. >> Ulaş hocam buyurun.
>> Herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. Barolar Birliği İdare ve Vergi Hukuku Komisyonuna davet ettikleri için eski
kürsü arkadaşım Zülfiye ile aynı panelde bulunma onurunu bana yaşattığı için ayrıca teşekkür ediyorum. Eee, benden
önce Evren Bey'in sunumu iyi oldu. Bu arada ben sürekli bilgisayarda onun anlattığı slaytları silmekle meşguldüm
ama bazı şeyler kaldı yetiştiremedim. Eee, dolayısıyla onları atlayacağım izninizle. Nasıl olsa Evren Bey
bahsetti. Eksik hususlar kalırsa dediği gibi soru cevapla da eee, görebiliriz. Eee, bağlayıcılık çok eskiden tartışmalı
bir konu değildi. Yani yasayı iptal ediyordu. Hayır, iptal etmedin demiyordu kimse. Yani resmi gazetede yayınlanıp
yayınlanmadığına ya da yürürlük tarihine bakıyorduk. Eee, ve son birkaç yılki kararlara kadar yani örneğin istinaf
sınırını kamulaştırma davaları yönünden eee, nasıl nitelendireceğimizi ses gelmiyormuş. nasıl
nitelendireceğimizi bilemediğimiz bazı okey kararları oluyor. Eee bunlarla ilgili bazen sorun yaşanıyor tabii
uygulamada mevzuatgovtr'de hüküm hala duruyor. Fakat altta bir dipnot var. Bilmem ne itibariyle iptal edilmiştir
diyor. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi hükmü ayakta tutup uygulama alanı daraltıyor. Belki tek norm denetimi ile
ilgili tartışmalı husus bu olabilir. Kemal Gözler hoca buna karşı eee öğretide eee destekleyen hocalar da var.
Bu uygulamayı bir şekilde hükmü ayakta tutuyorsunuz. Çünkü bu şekilde iptal ettiğinizde bayağı daha kötü sonuçlara
yol açma olasılığı da var. Ama iş bireysel başvuru geldiğinde tabii henüz daha 2013 yılının sonuydu. Mahkeme ilk
testten eee geçti. İlk test Mustafa Balbayla ilgili verilmiş ihlal kararıydı. Sonrasında BDP'li 5
milletvekili de serbest bırakılmak için başvurduğunda Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi ki daha sonra HSK bizi
kaldıramaz. Biz kanunla kuruluruz. kanunla kaldırılırız diyerek HSK'nın eee kapatma kararını da tanımadığını
söyleyen bir mahkemeydi. 5. Ağır Ceza Mahkemesi. Anayasa Mahkemesi kararı bu. Bireysel başvuru usul verildi. Mustafa
Balbayla ilgilidir bu. Diğerleriyle ilgili olamaz deyip eee salı verme kararı vermemişti. Mahkemenin karşı
karşıya kaldığı ilk test bu olmuştu. örneğin eee devamında mahkemenin buna tepkisi yılbaşında bile tatil yapmayıp
eee yılbaşı sonrası ikisinde, üçünde, 4dünde hızlı bir şekilde beş başvuruyla ilgili karar vermek şeklinde olmuştu ve
krizi çok çabuk atlatmıştı. Mahkeme. Objektif etki sağlamaya dönük. Aslında mevzuat çok açık. Çok tartışılacak bir
husus da yok. Yani mevzuatın eee Evren Bey'in de açıkladığı gibi 153. maddenin değiştirilmemiş olmasından aleyhe bir
sonuç çıkarmak çok mümkün değil. Tam tersine aslında bağlayıcılıkla ilgili Anayasa Mahkemesi'nin geçmişte verdiği
kararlardaki hususların büyük ölçüde bireysel başvuruda geçerli olduğunu da
söyleyebiliriz. Ama hala öğretide de Interpartes kişiler için bağlayıcı olduğunu söyleyen yazarlar var. Eee,
Anayasa Mahkemesi bir aşamadan sonra 2018 sonrası kendi kararlarını artık Ergonomes nitelikte olduğunda objektif
etki taşıdığında açık açık söyledi. Belki o vakte kadar kalmadan daha önce söyleseydi bazı tartışmalar daha kısa
sürede ortadan kalkardı. Elbette kararların gerekçesi de bağlayıcı. Bu da eski bir tartışmadır. Bireysel
başvurunun yürürlüğe girmesiyle yeniden hortlayan bir tartışma. Eee, bu arada Anayasa Mahkemesi kararlarının
gerekçesinin bağlayıcı olmadığını düşünen iki akademisyen Anayasa Mahkemesi'e görev yaptı. Biri Züht
Arsland'dı. Eee, diğeri de Yusuf Şeki Hakemezdi. Yusuf Bey hala eee, görev yapmaya devam ediyor. E, kendilerine
sorma fırsatım olmadı. Mahkemeye atandıktan sonra gerekçelerin bağlayıcılığı konusunda hala eskisi gibi
mi düşünüyorlar? Yoksa yazdıkları kararların gerekçelerinin artık bağlayıcı olduğunu düşünüyorlar mı?
Tabii ki başörtüsü kararıyla ilgili bir tartışmaydı ama olumsuz etkileri oldu. Öğretide hala gerekçelerin bağlayıcı
olmadığını savunan ya da uygulamada çokça mahkemede görüyoruz. Eee, kişi var. Objektif etki yasama organı
açısından mevzuat değişikliğine gidilmesi 25 adet diye eee ifade etti. Yusuf Şevki Hakkemez Eylül ayında
geçtiğimiz Eylül ayında yayınlanan bir Anayasa Mahkemesinin karşı oyunda. Bugüne kadar pilot karar ya da yasama
organına çağrı niteliğinde karar diyebileceğimiz 25 adet karar verdik. Sonra verilen 34 karar daha var. Eee bir
tanesi Evren Bey'in bahsettiği o SGK ile ilgili konudan sonra verilen eee Fikret Arslan kararından sonra verilen
kararlardı. Eee bunlardan sadece dört tanesinde yasama organı işlem yapmış durumda. Dolayısıyla yasama organının
mevzuat değişikliğine gitme konusunda biraz daha hızlı olması lazım. Yürütme organı açısından işlem ve eylemlerde
değişikliğe gidilmiyor. Eee, açık konuşmak gerekirse yargı organları açısından da içtihat değişikliğine gitme
konusunda oldukça yavaş. Yükümlülük nedir? Bir AYM kararından doğan devam eden ihlalin sonlandırılması.
Sonlandırılmadığı çokça durum var. İhlalin sona erdiği durumda ihlalden önceki duruma dönüş sağlanması yapısal
olarak Anayasa Mahkemesi Kanunundaki 50. maddenin ortaya çıkardığı potansiyeli ısrarla Anayasa Mahkemesi kullanmıyor ve
ihlallerin hızlı bir şekilde ortadan kaldırılması ve eski hale dönülmesi için eee ne yazık ki etkili tedbirleri almayı
birazdan ayrıntılandırmaya çalışacağım. Benzer nitelikteki ihlallerin önlenmesi ise Türkiye'deki temel problem zaten.
Eee, çünkü bireysel başvuru usulünün e Zühtü Bey evet o bataklık sinek metaforunu kullanıyordu ama eee
gerçekten başarı eee bireysel düzlemde yerine getirilmesine değil yapısal bir değişikliğe yol açmasıyla ancak
gerçekleşebilir. Mahkeme bu arada bunu 2020'de fark etti. 2019-2020'de eee daha önce bir Avrupa Konseyi projesi
vardı. Avrupa Konseyi projesi tam tersine mahkeme kararlarının objektif etkisine odaklanıyordu. Fakat geldiğimiz
nokta itibariyle proje bitmek üzere. 5 yıllık bir projeydi. Çok sonuç alındığını söylemek mümkün değil.
eee AYM kanunundaki etkili hale getirilmesi gereken hüküm nedir dersek ihlal ve sonuçların ortadan kaldırılması
için yapılması gerekenlere hükmedilir cümlesi. İkinci fıkra ile beraber adeta birinci fıkra yok gibi görünüyor.
Anayasa Mahkemesi kararlarının kendi web sitesindeki sınıflandırmaya da bakarsanız yeniden yargılama, tazminat,
genel mahkemelerde dava açma yolunun gösterilmesi, tutuklulukla ilgili örneğin ya da bir mahkeme kararının icra
edilmemesi ile ilgili bir durumsa da ihlal ve sonuçların ortadan kaldırılması için gönderme kararı dediğimiz bir karar
yöntemi var. Ama eee bunun dışında ihlal ve sonuçların ortadan kaldırılması için yapılması gerekenler pek hükmetmiyor.
Çok nadiren hükmediyor. Örneğin geçenlerde bir HSK'ya gönderme kararına rastladım.
eee özellikle toplu iş sözleşmesindeki yetki uyuşmazlıkları ile ilgili derece mahkemelerinde sendikaların açtıkları
davaların çok uzun sürmesinden kaynaklı olarak kararın bir örneğin HSK'ya gönderiyor. Yani bu yargılamaları
hızlandırın, bir yol bulun. Hakimleri mi eğitirsiniz, birlik kişilik sistemine mi el atarsınız? Ama eee deyip örneğin
bunun gibi bir sürü yaratıcı çözüm olabilir. Tabii ki muhatabı bunu dikkate alır ya da almaz. O ayrı bir tartışma
ama mahkeme burada biraz daha en azından yol gösterici olabilir. Eee ne yazık ki 50 maddenin 1ci fıkrası çok fazla
mahkeme tarafından eee kullanılmadı. İhlal eee sonucunda üç tip karar veriyor ararsak dediğim gibi yeniden yargılama,
maddi manevi tazminat, genel mahkemelerde dava açma yolunun gösterilmesi sonuncusu pek başvurulan
bir yöntem değil. yeniden yargılamayla zaten benzer bir sonuca ulaşıyor. Anayasa Mahkemesi. Muhattaplar yasama
organı. Yasama organının 25'te 4 gibi bir düşük uyum oranı var demiştim. Bir önceki başkanlardan biri sanırım ya Enis
Berberoğlu kararı ya da Canalay kararı kendisine tebliğ edildiğinde meclis başkanı sıfatıyla bunun bizimle ne
ilgisi var demişti açıkça. Eee halbuki ilgisi var. Eee zaten o bir bu arada subjektif etkiyle ilgili bir karar. Yani
bir norm değişikliği ile ilgili değildi ama kararını gereğini yerine getirecek organ meclisin kendisi. Elbette burada
da Anayasa Mahkemesi illaki gönderecek. Yürütme organı eee maddi ve manevi tazminatların ödemesiyle ilgileniyor
daha çok. ihlal sonrası eee genel bir problem olmadığı söyleniyor. Tazminatlar zaten çok düşük olduğu için eee idare
tarafından bunların ödenmesinde de pek yaşanmıyor. Ama onun dışında tutum değişikliği açısından ya da genelde
düzenleyici işlemlerde değişiklik yapılması açısından elbette çok problem var. Şöyle bakarsak yeniden
yargılamalara ya hiç uygulanmıyor. Yani yeniden yargılama aslında resen başlatılabilecek bir süreç ki çoğu
mahkeme resen başlatıyor karar kendisine geldikten sonra. Kimisi atıl kalıyor, hiçbir şekilde dokunmuyor. Siz talepte
bulunuyorsunuz, yeniden yargılama yapın lütfen." diye. Bu sefer ilgili usul kanunlarını devreye sokabiliyor. Örneğin
diyor ki CMK'daki yeniden yargılama hükümleri 311 ve devamlı hükümlerine göre yeniden yargılama koşulları
oluşmadığından talebin reddine diyebiliyor. Bir diğer yöntem gereği gibi yerine
getirmeme. Tamam yeni bir esas veriyorsunuz, duruşmayı açıyorsunuz ya da duruşma açmıyorsunuz, dosya üzerinden
inceleme yapıyorsunuz. Fakat kararın gereğini yerine getirmiyorsunuz. Ya da yeniden yargılamayla beraber dosyayı
sıfır noktasına indiriyorsunuz. Tüm delilleri belki yeniden topluyorsunuz. Tanıkları dinliyorsunuz.
Yetmiyor. İstinaf ve temyiz süreci yaşanıyor. Dolayısıyla yeniden yargılama kararından sonra bu sefer beraberinde
çok uzun bir yargılama süreci olabiliyor. Eee bu dediğim örnek sonuncu örnek çok fazla değil ama yine de
kamuoyunda eee bilinen birtım örnekler var. Örneğin Tayfun Cengiz kararı vardır. Yıllar önce verildi. 2014 ya da
2015'te eee 33 tane Eğitim Sen üyesi öğretmen bir protestoya katılır. Eee idari yaptırım uygulanır, disiplin
cezası uygulanır. Hepsi AYM'ye gider. Hepsinde ihlal kararı verilir. 32'sinin ihlal kararı uygulanır. Tayfun Cengiz'i
tanımıyorum ama hep verdiğim örnektir. 12 uygulanmaz. Neden uygulanmadığını da kimse bilmez. İdare bunu Danışlar idare
dava daireleri genel kuruluna kadar da götürür. Yani bir kişisel husumet dışında anlamlandırmak mümkün değil.
Örneğin bu ihlal kararını aynı eee benzer, aynı yerde yapılan, aynı tarihte yapılan bir protesto gösterisinden
kaynaklanan bir ihlal kararında başvurucunun dosyasından ayrılıp bu şekilde yıllarca sürüncemede
bırakılması. Bir kere derece mahkemeleri ne yapacağını bilmiyor. Ya iyi niyetli olan mahkemeler de yeniden yargılamada
ne yapacağını, nasıl usul kurallarını uygulayacağını pek bilmiyor. Şeklen yerine getirebiliyorlar. Ha tanık mı
dinletecek? dinleyelim. Tamam, tanık dinledim. Eee, artık silahların eşitli ilkesine uygun ikinci bir yargılamayı
yaptım ama tanık dinlettikten sonra kanaatim değişmedi. Yine aynı kararı veriyorum diyebiliyor. Ya da daha dürüst
olanlar zaten benim kanaatim değişmeyecek. Dolayısıyla ben hiç yeniden yargılama yapmayayım da
diyebiliyor ama bunlar tabii oldukça az eee sayıda. eee savcılıklar ısrarla istinaf ve temyiz edebiliyor. Bu kadın
evlenmeden önceki soyadı kararından örnek verdi Evren Bey. Orada mesela ilk kararlarda bakıyoruz nüfus müdürlüğü
istinafa götürüyor, temyize götürmeye kalkıyor vesaire. Yani karar kesinleşmemesi için elinden geleni
yapıyor. Bu belki kamu avukatlarındaki ne olursa olsun istinaf, ne olursa olsun temyiz yapalım uygulamasından kaynaklı
da olabilir. Ama somut durumda kişinin eee Anayasa Mahkemesi kararı sonrası tek başına kullanmak istediği soyadının
kullanmasını engelliyor. Eee tazminatla ilgili bir problem taleple bağlılık ilkesi. Artık o yüzden uçuk rakamlar
yazıyoruz. yıllar önce şimdi genel sekreter Murat Azaklı bir eğitimde demişti ki çok yüksek rakamlar olunca
işin ciddiyeti kalmıyor demişti fakat mevcut enflasyon olgusu ortalama bir başvurun 45 sene sürmesini dikkate
aldığımızda artık 1 milyon 2 milyon falan yazıyoruz. Çünkü bilmiyoruz hiperenflasyon olacak mı? Eğer 5.000
yazarsak 10 yıl sonra Anayasa Mahkemesi sadece 5.000 hükmediyor. Buna faiz de yürütmüyor ve eee bu talep ve bağlılık
ilkesinin hiçbir pozitif hukukta dayanağı yok Anayasa Mahkemesi açısından. E sonucunda ne oluyor?
Tazminat miktarları çok düşük. Artı caydırıcı değil. Hakikaten hiçbir eee devlet bütçesine yük getirmiyor. Hatta
kabaca bir hesap yaparsak Evren Bey'in rakamlarıyla bireysel başvuru için ödediğimiz harç miktarını hazineye gelir
olarak kaydedip hazineden eee maddi ve manevi tazminat miktarı olarak ödenen rakamlara düştüğümüzde Anayasa
Mahkemesinin gelir getirici bir kurum olduğunu eee söyleyebiliriz. ödenen tazminat miktarlarını düşündüğümüzde.
Çünkü buradaki tazminat ne kişinin eee ihlalden kaynaklı yaşadığı eylemi ortadan kaldırıyor. Ne de idarede ya da
diğer yargı organlarında artık hangi organ sorumluysa ihlale yol açmaktan kaynaklı onun üzerinde bir caydırıcı
etkiye eee yol açıyor. Eee böyle bir problem söz konusu. Çünkü eee Strazburg açısından belki tazminatla ilgili
pozitif hukuktaki dayanaklar olmayabilir ama Anayasa Mahkemesi'de tazminata hükmederdi diyor ihlal ve sonuçlarını
ortadan kaldırmak için. Dolayısıyla burada taleple bağlılık ilkesi oldukça anlamsız. Somut durumda zarar neyse
caydırıcı olabilecek mutlaka bir tazminatta hükmetmek lazım. Bir de ve veya formülünden sadece veya
uygulanıyor. Çok nadiren ihlal kararı sonucuna yeniden yargılama verilirse tazminata hükmediliyor. Bu da başka bir
problem. Halbuki eee dediğim gibi 1ci fıkrayı öne çıkarırsak 50 maddede mahkemenin elini kolunu bağlayan bir
durum yok. Hem yeniden yargılaya hem de tazminata rahatlıkla hükmedebilir. Eee ihlal ve sonuçların ortadan
kaldırılmasına dair kararlar bakımından ise idareye yönelik birtım kararlar var. Eee RTÜK bunların başında geliyor
mesela. Eee demin bir vesileyle ararken mahkeme genel sekreteri, eski genel sekreter Murat Şenle bir genel sekreter
yardımcısı Rütü'yu ziyaret etmiş. eee açıklama yok neden ziyaret ettiğine dair. Büyük ihtimalle Rütün uygulamadı.
Anayasa Mahkemesi kararlarıyla ilgili olabilir. Rütük 94'ten beri uygulamıyor çünkü bu kararları ve ihaleye çıkmıyor.
Çok sayıda ihlal karar verilmiş. Bunun gibi idarenin bilerek ve isteyerek herhangi bir adım atmadığı kararlar var.
Yargı organlarına yönelik verilen kararlarla ilgili eee demin e yine Evren Bey bahsetti. Keşke e Anayasa Mahkemesi
o raporları yayınlasa ama bir iftar yemeğinde basına yaptığı açıklamada tüm Türkiye ile beraber hepimiz öğrendik.
Bugüne kadar verilen ihlal kararlarından 83 tanesi uygulanmamış. Eee bu rakam 20002001 döneminde 21'di. Yani yıllar
içerisinde arttığını görüyoruz. Elbette oranlarsak verilen 70 küsur bin 80.000 kararı içerisinde 1000de bilmem kaç gibi
küçük bir rakama tekabül ediyor. Evren Bey'in de vurguladığı gibi. Burada bir hemen eee gireyim. Çünkü şöyle bir şey
bu 83 doğru Başkan Bey öyle ifade etti ama bu 83 eee uygulanmayıp bitenler değil henüz icra aşaması tamamlanmamış
olanlar da dahil bu 83'e. >> Tabii basının aktarımından biz bunu bilmiyorduk mesela. Çünkü tüm konuşma
metnini basın aktarmadığı için. Ancak orada eee takip ettiğiniz haber ajansı ne kadar veriyorsa o kadar bilgiye sahip
olabiliyoruz. O yüzden şeffaf eee olmalı. Eee bir diğer problemse soruşturma makamlarına yönelik
problemler. Yani yeniden soruşturma kararı. Eee bununla ilgili verilen kararlarda trajik olaylar da var. işte
yeniden delil elde edilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle örneğin e ya da soruşturmanın açılıp ama eee bir noktada
devam ettirilmeyip onu da sürüncemede bırakılması ya da soruşturmanın açılıp yeniden kamu görevlileri ile ilgili
yargılama izninin verilmemesi. Van Bayram Otel örneğinde olduğu gibi eee bu tarz sorunlar var. Yine kamu görevleri
hala eee korunuyor. Mahkemeler ne yapıyor? kararı göz ardı ediyor. Ya da Mehmet Altan'da olduğu gibi ihlali
eee anlamsız hale getirmek için hemen mahkumet kararı veriyor. Strazburg'dan verilen ihlal kararları ile ilgili de
yargının işte Kavala ile ilgili ihlal mi verdiniz? Başka bir davadan hemen tutuklama kararı veriyorsunuz mesela.
Tutukluluğu oradan sürdürüyorsunuz. bunun gibi etkisiz hale getirmeye dönük özellikle ceza mahkemelerinde kararlar
göze çarpıyor. Eee, geciktirme söz konusu ya da eee, bir şekilde eee, özellikle bir iki örnek vereceğim. Eee,
bazılarını Evren Bey de verdi. E, AYM'nin böyle bir yetkisi yok. Bu bir görev gaspı, yetki gaspı da değil. Görev
gaspı niteliğindedir. Ki şu an yargı bürokrasisinde çok yukarılarda bulunan kişilerden bahsediyoruz. İstanbul 13 ve
14. Ağır Ceza Mahkemesi'ne geçmişte görev yapmış. E açıkça bunları yazdılar. Örneğin eee kararlarını. Şimdi bir yani
sığdığı kadarıyla yazdım ama ya burada bir trajik komik durum var. Ali Gül Alkaya 3 oldu. Herhalde sonsuza kadar
gidecek bu vardışık sayı olarak. Çünkü eee 2 ve 3 ihlal kararının yerine getirmemesiyile ilgili yapılan
başvurulardı. Şahan pay 3te bitti ama nasıl bitti? İlkinde direndi. Mahkeme serbest bırakmadı. İkincisinde Anayasa
Mahkemesi bu sefer serbest bırakılmasını teminen yazdığı için serbest bıraktı ama içinden de gelmedi. Mahkemenin adli
kontrol kararı verdi. Ev hapsine çevirdi. 3üncü başvuruda bu sefer gene ihlal kararı verildi ama eee ihlal
kararı verildiğinde EAPS sona ermişti. Eee bu arada Şahin Alpa üç kararından önce Nuriye Gülmen olabilir ya da başka
bir kararı olabilir. Ev hapsini zaten kişi özgürlüğü ve güvenliği ile ilgili ihlal oluşturduğuna karar verilmişti.
Yani Şahin Alpay kararı ilk verilmemiş oldu bu sayede. Ama bu arada eee ikinci kararın verilmesi biraz bakın ik seneyi
buldu. Eee Şahin Alpay 70'li yaşlarının üzerindeydi. Sürekli eee hastaneye gitmesi gerekiyordu ve her hastaneye
gidişinde hakimden karar alması gerekiyordu ev hapsi olduğu için. Eee Enis Berberoğlu 3 diyor ama 1ile alakası
yok. Can Atalay 1 ile alakası yok. 3. Bu arada burada olmayanlar da var. Dolayısıyla bu şu an biz Can Atalay 4 ve
5 kararını bekliyoruz muhtemelen. Çünkü bir bazı diğer başvurular da yapıldı. Mahkeme önce böyle yazıyordu. Hatta
mahkemesine gönderilmesini ediyordu. Mahkemeye de yazmıyordu. Sonra mahkemeyi ve numarayı yazmaya başladı. Karar
tebliğ edilmedi. Tedbir niteliğinde bir karar değil. Tutukluluk halinin devamına gerekçeli karar bir tebliğ edin. Yine
bakarız. Eee galiba bu karardı. Eee Anayasa Mahkemesi gece 11'de tweet attı. karar metnini web sitesine koyduk. Eee
diye eee Züftü Bey'in olduğu bir sempozyumda bunu dillendirmiştim. Hemen yanına bir raportör arkadaşı çağırmıştı.
Eee raportör arkadaş söz almıştı daha sonra. Hayır öyle değil. Eee biz kararı ancak yazabildik. Eee o yüzden gece
11'de koyduk demişti. Ama bu karar gündüz çıkınca muhtemelen kararın yazımı hızlandırıldı ve o gece bitmeden e ki
Anayasa Mahkemesi tarihinde herhalde bir de Deniz Gezmişin' idamında vardır. Hemen gece yarısı kararı bir an önce
yazıp eee resmi gazetede yayınlayalım ki eee kararın gereği yerine getirilsin diye. Sonra sanırım Şahin Alpay
kararıydı. Yani açıktan bir direnç olunca mahkemede hemen eee kararı tamamlayıp yayınlamıştı.
Eee, mahkememizce yalnızca tahliyeyi değil yargılama sonunda berat karar da verilmesi gerekir. Özellikle bu cümleye
bakın. Diğerlerine değil. Bu önemli. Çünkü bundan dolayı aslında uygulanmıyor ceza eee mahkemeleri. Özellikle
tutukluluğun hukuka aykırılıkla ilgili verdi Anayasa Mahkemesi kararlarında. Çünkü şöyle bir olay örgüsü var.
Gözaltına alınıyorsunuz. Dosyada birtım deliller var ve tutuklama kararı veriliyor. Kuvvetli suç şüphesi olduğu
için. Sonra dosyaya hiçbir delil girmiyor. Siz 2ü sene boyunca tutukluluk almaya devam ediyorsunuz.
Anayasa Mahkemesi diyor ki, "Mevcut dosyadaki deliller tutuklama için bağımsız bir gözlemci ikna edemeyecek
düzeyde." E şimdi siz de yeni delil toplamadıysanız bu dosyada artık beraat karar vermek dışında aslında sonuç
olarak kuvvetli suç şüphesinin bile olmadığı bir durumda kişinin mahkumetine karar vermeniz mümkün değil. Esas en eee
direnç bu. Tutuklamalarla ilgili verilen kararlar. diğerlerinde bir şekilde öyle ya da böyle belki bir uyum sağlanıyor.
Yerine getirilmeye çalışılıyor. Ama bunu bir türlü anlatamadı Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerine.
Yani ben esasa dair karar vermiyorum. İlk tutuklama anındakine göre karar veriyorum. Burada da objektif gözlemci
esas alıyorum. Tabii ki kimsenin evinden 1 dolar çıktı diye FETÖ üyesi olmak için tutuklayamazsınız ya da buna benzer
delillerle başka deliller gerekir. Diyor. Eee bu 13. Ağır Ceza Mahkemesi sonra da 14'ün itirazı değerlendirdiği
kararı bir işaret fişeriydi. İkinci kararda işte tutukluluk halinin sona erdirilmesin suretiyle diyerek eee
gönderildi. Buna da direnebilirdi. Direnmedi. Muhtemelen direnmemesinin sebebi ise 5 gün sonra Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi'nin Şahin Alpay'ın yaptığı başvuruda kararı açıklayacak olması. Yani 20'sinde açıklandı. Daha
önceden mahkeme bir ik hafta önceden duyuruyor Forting Judgments diye. Bu gündeme gelince artık Strazburg'la da bu
aşamada karşı karşıya gelmeyelim diye düşündüler. Eee, muhtemelen ve bu kararla beraber Şahin Alpay salındı. Ama
en tipik örneklerden biri eee idari yargıdan birtım örnekler derledim. Ayrıntısına girme şansımız yok. Terör
tazminatı ile ilgili ikinci defa başvurmuş bir kanalizasyon sorunu var ki 2009'da başlayan bir olay. Bu arada kişi
vefat etmiş. eee mahkemenin AYM'nin kararı yerine getirilmemiş. Daha sonra eee ikinci bir başvuru yapıyor
mirasçıları. Anayasa Mahkemesi de 2025'te karar vermiş. Özellikle bunları göstermek istememin sebebi bakın
Behçettaş başvuru tarihi 2015. E olağan kanun yollarını tüketiyorsunuz. En az bir 5 yıllık süre olduğunu varsayalım.
Karar yerine getirilmiyor. Tekrar AYM'ye gidiyorsunuz. 2020 başvurusunu 2024 sonunda veriyor. Kararın yazımı ile
beraber 2025'e sarkar. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi'nin özellikle kendi kararlarının yerine getirilmemesi ile
ilgili bazı başvurularda Şahin Alpay gibi 2 ayda belki yanıt verebilirken esaslı görmediği konularda bunu adeta
kendisine gelen konuyla ilgili ilk başvuruymuş gibi daha önceki gibi 45 senede sonuçlandırması ciddi bir
problem. Yani olayın başlangıç anına bakarsak 2009 kararın yayınlandığı tarih 2025 ihlal kararı 16 senenin sonunda
başa dönecek. Eee Rütükle ilgili örneği vermiştim. RM ve diğerleri özellikle yabancılarla ilgili, sınır dışıyla
ilgili icra edilmeyen Van Bayrom Otel Anayasa Mahkemesi ilk karşılaştığı dirençtir. Yargılama izni vermedi. Çünkü
AFAD İl Müdürü ve Van Valisi ile ilgili İçişleri Bakanlığı devamında tekrar eee bir karar verdi. Bu arada devamında
verilen kararda ihlal yoktur kararı verildi ama içeri girme şansımız yok. Tevfik Başaran yine toplu olarak verilen
bir karar sonunda icra edilmemesi ile ilgili Nazan Eriğit'te bir kamulaştırma ile ilgili bunlar idari yargı ama idari
yargının eee hakkını şöyle verebiliriz. Adli yargıyla karşılaştırdığımızda bu rakamlar görece çok daha az daha az
esaslı olan konular ama hepsi sonuçta bir insan hakları ihlali. Eee bunlar arasında bir elbette hiyerarşi kurmamak
lazım. Objektif etkiyle ilgili ne söylenebilir? Anayasa 90'ı buzdolabına kaldırdı. Anayasa Mahkemesi 2015 yılında
verdiği son soyadı kararıyla beraber dönemin raportörlerinden biri bir eee Kamu Hukukçuları Platformuunun
sempozyumuna katılmıştı. Orada şunu demişti. O son karar bundan sonra vermeyeceğiz demişti. Gerçekten de
vermedi. Anayasa Mahkemesi. Anayasa 90'ı uygulamadı bireysel başvurularda. Sonra Hulusi Yılmaz kararına geldiğimizde
yasadan kaynaklı bir durum var. Mahkeme tutum değişikliğine yol açmıyor. İtiraz yoluyla da Anayasa Mahkemesi'ne
göndermiyor. Sürekli aynı ihlali üretiyor. Dedi ki böyle olmayacak. İki tane seçenek bu arada dayatma eee gücü
olmadığı için bunu hüküm fıkrasının içine yedirdi. Dedi ki ya Anayasa 90'ı uygulayın bari madem kanunu
aşamıyorsunuz ya da en azından Anayasa 152'ye göre benim önüme gönderin ki ben iptal edeyim. Hulusi Yılmaz kararından
sonra bu 3303 sayılı kanundaki yargı yolunu kapatan madde itiraz yolu Anayasa Mahkemesinin önüne geldi. İptal edildi.
Bundan sonra çok sayıda buna benzer karar gördük. Pilot karar ve meclise çağrı kararları eee Anayasa Mahkemesi
arttırmaya başladı fakat karşılığı yok. Ne yazık ki itiraz yoluna çağrı kararları bu Hulusi Yılmaz'dan sonra eee
13'tü 250.07 itibariyle sonra yine diğerleri de var. Eee, burada 13 kararın 8 yani içerisinde 8 tane norm var
aslında itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'in önüne getirilmesini istediği. Eee, bunların beşi için itiraz
yoluna başvurulmuş. üç norm için başvurulmamış ki bu arada eee mahkemeye bir bu yönde bağlayıcı karar veremiyor.
Tabii ki Anayasa Mahkemesi ihlal iddiasını ciddi görürse diyor Anayasa 152 bazı derece mahkemeleri görmüyor.
Sonra 2025 biterken 2012-213'ten itibaren tüm öğretide Anayasa Mahkemesi' önerilen ama mahkemenin kulağını
kapadığı öneriyi en azından iki hakim dile getirmeye başladı karşı oylarda. Bu da biz ön sorun yoluyla eğer ihlal bir
kanun hükmünden kaynaklanıyorsa ve kanun başka bir yoruma izin vermiyorsa ilk ve son derece mahkemesi olarak kendi
kendimizin önüne getirelim ve norm iptal edelim dedi. Eee tabii Hasan Tahsin Gökçan Bey bunu dedikten kısa süre sonra
emekli oldu. Eee Yusuf Şevki Hakkemes hoca hala orada. sayı artar mı bilmiyorum ama keşke başta bu karşı
oyları olsaydı belki mahkeme e 1314 yıl sürmeksizin önceden yapısal olarak önüne çıkan ve iş hükünden eee şikayet ettiği
belli konuları ayıklama şansına sahip olurdu. En son konu izleme. E Özcan Bey burada eee Anayasa Mahkemesi 2020 yılına
kadar kendi kararlarını izlemiyordu. Herkes Özcan Bey kim diye bakıyor şu an. eee mahkemede çalışıyordu yakın zamana
kadar ve kararlar müdürlüğünde görev yapıyordu. 2020 yılından itibaren Anayasa Mahkemesi eee şey gibi eee
Bakanlar Komitesi gibi her başvuru sonrasında bir dosya açıp izlemeye başladı. Tazminat ödediniz mi? Yeniden
yargılama yapıyor musunuz? ne oldu diye takip ediyor. O vesileyle başkan eee bir iftar yemeğini işte o 83 rakamını verdi.
Ondan önce takip edilmiyordu ama ne yazık ki bu eee rakamlar kamuoyuyla paylaşılmıyor. Halbuki paylaşılması
lazım. Mahkeme belki kamuoyundan biraz daha destek görür böylelikle. Çünkü kamuoyu desteğine ihtiyacı var. eee
biraz daha 50. maddenin 1. fıkrasını öne çıkarması lazım ve biraz da daha cesaretli olup eğer bir ihlal kararı
uygulanmıyorsa ya da uygulanmama ihtimali varsa ya da ihlal kararından sonra gerçekten telafisi güç ve imkansız
bir zararın ortaya çıkma olasılığı varsa tedbir kararı vermesi. Esasla beraber tedbir hep geçici olarak algılanıyor.
Esasa kadar kararın esası incelene kadar verilmesi gereken. Halbuki mahkeme bunu daha önce nasıl yürürlüğün
durdurulmasında anayasadan kaynaklı zımni bir yetki demişti. Yasada bir problem olduğunu düşünüyorsa kararın
sonunda tedbir kararıyla beraber ha o da uygulanmazsa başka bir şey düşünürüz ama en azından mahkeme şu an tedbir kararı
versin ve eee bazı kararların eee uygulandığını görelim. Eee hemen bitiriyorum. Atlıyorum zaten sık sık
bahsettiğim şeyleri. Eee, HSK henüz bir AYM kararını uygulamadığı gerekçesiyle disiplin soruşturması açmadı diye
biliyorum. 2019-2020'de bir bilgi. Sonrasında da ne yazık ki eee, duymadım. İki tane insan hakları
komisyonu var Yargıtay ve Danışta içerisinde son yıllarda daha az aktif gözüküyor ya da iyice pasif hale gelmiş
gözüküyor. Eskiden çünkü kararları takip ediyorlardı. Eee, Barolar Birliği ne yapabilir?
Çok sayıda karar var. Kabul edilemezlik kararı verilen ya da esas hakkında verilmiş. Barolar Birliği de belki takip
edebilir ya da barolar meslektaşlar olarak avukatlar olarak bu kararları paylaşıp belki ne oluyor ne bitiyor diye
bir e sistem oluşturabiliriz. Böylelikle Anayasa Mahkemesi'in paylaşmadığı veriyi biz üretebiliriz. Her ihlal kararından
sonra Barolar Birliği'e ya da baroların oluşturacağı komisyonlar ilgili meslektaş şeye geçsin. Kararın bir
örneğini alsın. Örneğin yeniden yargılama kararı yerine getirildi mi getirilmedi mi? getirildiyse nasıl
getirildi? Çünkü ölçemiyoruz şu an objektif etkisini. Uyap'tan ölçemiyoruz. Veri tabanlarından ölçemiyoruz.
Subjektif etki problem değil. Belki binde bilmem kaç ki bunlar önemli davalar ama objektif etki esas problem.
Yani hala erişim engelleme kararları veriliyor. Artık mahkemede kendi kararına kısa atıf yapıp ihlal kararı
veriyor ama on binler yüz binlerce erişim engelleme kararından bahsediyoruz. Eee, dolayısıyla objektif
etkiyi de ölçmek için ne yazık ki kararları kendimizin derlemesi ve, eee, birbirimizle paylaşmamız gerekiyor. En
son, bu üçüncü, en son biliyorum kötüye kullanıyorum ama takip ediyorum Strazburg ve Anayasa Mahkemesi
kararlarını. İlk başta hikaye çok güzel başlamıştı. Örneğin ilk iki sene Strazburg'a giden kararların hiçbirinden
ihlal kararı dönmedi. Buradan Anayasa Mahkemesi'in denetiminden geçmiş. Sonra 1 2 derken bunlar hatalıydı. Bir tanesi
mülkiyet hakkıyla ilgiliydi. Anayasa Mahkemesi hemen zaten içtihadını değiştirdi. Benzer bir içtihat
farklılığı çıkmasın diye. Ama ne olduysa işte 2016'dan sonra ki ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu rakamlar giderek
artmaya başladı ve eee en son gelmeden dün itibariyle tekrar baktım 7365 başvuru Anayasa Mahkemesi'in
denetiminden geçtikten sonra Strasburg'a gidildi ve ih ihlal kararı verildi. Eee bunlar arasında neler var? tek tük
böyle tekil birtım yaşam hakkı gibi olaylar var ama esas olarak madde tutuklamalar 15 Temmuz sonrası 6. madde
özellikle ihraç eden hakim savcıların yargı yolunun kapat kapalı olması örneğin 7. madde yine eee 15 Temmuz
yargılamaları ile ilgili 8 cezaevindeki eee birtım mektupların Uyap sistemine yüklenmesi, görüşlerin takip edilmesi
vesaire gibi şu an görece daha az problem olan ama o halde önümde problem olan konular. Bu arada ifade
özgürlüğünde görece yüksek bir rakam çıktı. Yaklaşık bir yıldır tam takip etmemiştim. Epey ihlal kararı verilmiş
durumda ve 9227 de ihlal var. Yani 7.000 000 küsür karar içerisinde bazılarında iki tane maddenin ihlaline karar
verildiği için bu rakam ne yazık ki ciddi bir şekilde artıyor. Görece düşecek çünkü 15 Temmuz dosyaları
topluca karara bağlandı ama bir süreklilik var. Eee toplam rakam düşmeyecek gibi de gözüküyor burada. Eee
bu neyi gösteriyor? Aslına bakarsanız Anayasa Mahkemesi Straasburg'u geriye çekiyor. Yani Strazburg'u da çok kötü
bir pozisyona düşürüyor. 27.000 başvurunun çünkü önemli bir kısmı birbirini tekrar eden ihlaller. Ne
Anayasa Mahkemesinden vazgeçebiliyor Straasburg bu haliyle barajı yıksa kendisi sular altında kalacak ama öte
yandan kendi uyguladığı yöntemler, bunların sonuçlandırma süreleri vesaire de çok etkili değil artık ihlallerin
ortadan kaldırılması için. Eee bu yüzden eee Anayasa Mahkemesindeki mevcut durum kararların icra edilmemesi aynı zamanda
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni de oldukça etkiliyor. Çok özür diliyorum süre için. Çok teşekkürler sabrınız
için. Teşekkür ediyoruz. Oş hocam >> ben hemen Zülfi Hocaya bırakıyorum sözü.
>> Bir dakika. >> Şey bunu neyi görmüyor? sakin sol tarafa doğru çalışıyorum.
>> Nerede? Şöyle mi? Pikser yap.
>> Bir saniye yapacağım. Bir saniye. Şuradan açmaya çalışayım.
Bağlandı mı? A. Evet. Güzel. Harika. >> Gayet güzel. Teşekkürler. >> Tamamdır. Alayım.
Eee, herkese merhaba. İki günlük yoğun programın son konuşmacısı olarak karşınızdayım. Bu bir talihsizlik
muhtemelen sizin açınızdan da ama umarım birazcık konuştuğumuz meselelerle talihe dönüştürebiliriz diye umut ediyorum. Ben
aslında anayasacıyım ama eee 2013'ten bu yana eee yerel yönetimler meselesiyle biraz ilgilendiğimden dolayı eee bugünkü
sunumu da eee şöyle ki merkezden yerele iyi idare tasavvuru diye bir başlıkla attım. Gelmiyor mu? Bağırmam mı gerek?
Muhtemelen akışla bağıracağım ama şimdi yavaş başlayayım dedim. O yüzden kusura bakmayın.
>> Birazdan gidecek. Şimdi eee sunumun başlığını iyi idare tasavvuru olarak koydum. Çünkü aslında eee dünden beri
konuşulan meselelere baktığımızda eee yargı organlarının algıladığı ve istediği daha doğrusu bir kamu gücü
kullanımı var. Dolayısıyla buradan eee yola çıkarak bir değerlendirme yapmak istedim. İyi idare olarak koydum başvu.
Tasavvur olarak koydum. Çünkü tasavvur bir yandan kavrayış bir yandan da planlama ve tasarım anlamına geliyor. Ve
ikisini de aslında eee görebileceğimiz bir çerçeve çizmeye çalışacağım. Bu noktada iyi yönetim, iyi idare ve iyi
yönetişim gibi üç tane kavram kullanacağım. Çünkü bunların işleyişi, bunları Anayasa Mahkemesinin ve hatta
Danıştayın yorumlaması eee kamu gücünün işleyişinde önemli eee bazı ipuçları veriyor. Belli kriterler koyuyor.
Dolayısıyla bu üçü ekseninde bir inceleme yapacağım. Ama bunu yaparken de hem iki organın eee öncelikle Anayasa
Mahkemesi'nin tabii ki idareyi nasıl algıladığı, idarenin eee örgütlenişini, idarenin hareket ilkelerini, merkezden
yönetim, yerinden yönetim gibi hareket ilkelerini veya eee idari usulleri nasıl algıladığını ve bunları yaparken de
vatandaşı idare karşısında nasıl gördüğünü, buna ilişkin değerlendirmeleri bu kavramlar ekseninde
yapmak istiyorum. Bunu yaparken de eee bir dakika tabii yanlış yere bastım. Şöyle oklardan gideyim değil mi? Geldi.
Tamam. Eee bunu yaparken de nihai olarak aslında bir soruya yanıt vermek istedim kendimce. Son olarak sizi getirmeye
çalışacağım yer Anayasa Mahkemesi ile Danıştay arasında idarenin idare karşısında vatandaşın eee algılanışı eee
hak ve yükümlülükleri bakımından bir çatışma var mı? Yoksa aslına bakılırsa bir uyum mu var diye bir soruya doğru
gitmek istedim. Ama tabii ki benim baktığım alan itibariyla yanıtlayacağım bu soruyu ve baktığım alan itibariyla
size iyi bir haber verebilirim. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay büyük ölçüde uyumlu aslında. Büyük ölçüde uyumlular
ama bu uyum meselesinin biraz açmak gerekiyor. Nerede uyumlular? eee özellikle hangi konularda uyumlular
dediğimizde eee aktüel meselelerde uyumlular. Yani özellikle şöyle söyleyeyim. Ekonomik politik bir
yaklaşımları var. Biraz sonra göreceğiz. iyi idare, idarenin hareket ilkelerinin algılanışı bakımından bir yandan
ikisinin de merkezden yönetimin ve merkezileşmenin iyi olduğuna dair haliyle eee idari vesayetin genişlediği
ve merkezden yönetimin yerinden yönetim aleyhine genişlediği bir çerçevede bir uzlaşması var. uyumlular, çatışmıyorlar
bu konuda. Ve bir başka uyumlu oldukları bir şey var ki aslında çatışmanın ortaya çıkmasının sebeplerinden bir tanesi her
ikisi de kanun veya idarenin işlemlerini, kanuna dayalı işlemleri eee hem amacını hem sebebini ayakta tutmaya
ve sebep ikame etme noktasında uyumlular. Bu noktada dün sebep ikamesini idare hukukçusu hocalarımız
konuşmuştu. Ben anayasa hukukçusu olarak bu konuşacağım alanda el artırarak amaç ikamesi de yaptıklarını, yapmaya
çalıştıklarını ve bu noktada mesela kendi içtihatlarındaki tutarsızlık ve aynı zamanda birbirlerinin yorumlarına
dair de ne denir bir şeyleri var. eee çelişkiler ortaya çıkan nokta ve çelişkinin çatışmanın çıktığı nokta
burası aslında. Bir başka şey eee gözlemlediğim bu alanda, baktığım alanda eee iki organ arasında Anayasa Mahkemesi
Danıştay arasında gözlemledim ama başka makamlara da Yargıtaya da bakmak bir başka birisi bakabilir belki. Eee bu iki
makam aslında Yüksek Yargı Organı Anayasa uyarınca ve bunlar arasında bir hiyerarşi yok. Bunlar arasında bir
fonksiyon ayrılığı var. fonksiyon ayrılığı bilincinin de zayıfladığı bir ortamda çatışmanın derinleştiğini görmek
aslında söz konusu oluyor. Ve eee burada özellikle uzlaşma ve çatışma dediğimiz noktada eee Anayasa Mahkemesinin de
Danıştayın da yine benim incelediğim alanda şöyle ki kişilerin gerçek ya da tüzel kişilerin eee ve olayların temsil
ettiği politik toplumsal ağırlığın kararlardaki etkisi de bu anlamda eee dikkate alınması gerekecek aslında.
İkisinde de hem uzlaşı var hem çatışma var bu noktada diyebilirim. Belki buradaki eee şimdi ben aslında sunum
yapacaktım. Sunumun sonunu baştan söyledim. Çünkü anlatmaya başladıktan sonra muhtemelen her şey birbirine
karışacak ve eee kavramlar da yitebilecek diye sunumun varacağı sonucu baştan size iletmek istedim. Ama bunu
yaparken aslına bakılırsa eee bence iyi oldu. En baştan bunun konuşulması. Bu uyum ve çatışma ilişkisi açısından şimdi
ilerleyeceğim yavaş yavaş. Uyum ve çatışma ilişkisi açısından aklıma şu geldi. Yani çokça tartışılıyor.
Kararların icrası meselesi noktasında da bu eee uyumlu ve çatışmalı ilişki acaba bizim gündelik hayatta çokça
kullandığımız kavramda olduğu gibi toksik bir ilişkiye dönüşebilir mi acaba? Bu çünkü problemdli. Çünkü toksik
ilişkilerde hep şey deriz. Böyle her iki taraf birbirini sürekli olarak eleştirir, küçümser. Eee ama her iki
taraf da zarar görür aslında toksik ilişkilerde. Biz eee bu evrede Anayasa Mahkemesi ve Danıştayın iyi idareyi
nasıl algıladığı meselesi üzerine sanırım biraz eee ne denir konuşabiliriz gibi geliyor. Şimdi iyi idare, iyi
yönetim meselesi çokça önceden beri eee idare hukukçularının herhalde daha iyi bildiği bir konu olarak hep karşımıza
çıkmış aslında. Anayasa Mahkemesi kararlarına da yansımış. Biraz eee teoriyle pratiği somutlaştırmaya
çalışayım. Eee Sait Güran'ın çok güzel 1982 tarihli Yönetimde açıklık diye bir eseri eee bu konuya ilişkin diyor ki iyi
idarenin unsuru olarak idarenin saydamlığı bizim için gerekli. Çünkü idarenin tek taraflı işlemleri söz
konusu olduğunda bir kapalılık perdesi oluşuyor. Bu kapalılık perdesi devletin devlete olan güveni, idareye olan güveni
bozuyor, sarsıyor. Dolayısıyla bizim bu perdeyi aralamak için iyi idareye, iyi idare içinde de saydamlığa ihtiyacımız
var. Onur hoca, Onur Karanoğulları diyor ki, "İarenin aslında hareket ilkeleri her zaman iyi idareyi gerektirmez. Eee,
her zaman iyi düzgün yönetimi gerektirmez. Ama iyi idareyi biz sorumluluğun tespiti ve zarar ve giderim
iş açısından eee dikkate ne denir eee almalıyız. Anayasa Mahkemesi şey başlıklar gitmiş
birazcık karışmış şeye yansıdığında bu noktada Anayasa Mahkemesinin önüne bu kavramlar 1980'li yıllarda şöyle
başlıklarla gelmiş. eee kamu yöneticilerinin liyakati meselesi ve bakanlar kuruluun üst düzey yöneticileri
ataması konusu. Bu meselede mesela iyi idare tartışması var. Bu iyi yönü, olumlu yönü. Ama bu 96 tarihli
tartışmada iyi idare bir taraftan da aslında şöyle ki özelleştirme meselesinde kamu mülkiyetinin sınırı,
hazine yararı dediği bir ilke çerçevesinde eee ifade ettiğinde bir taraftan da bizim açımızdan
kamusallığı zayıflatan bir alana da kapı aralıyor. Tam bu noktada iyi idare, iyi yönetim derken iyi yönetişime
bağlanacağız. Ve iyi yönetişim denilen bir kavram var. Herkesin kullandığı good governance kavramı bütün alanlarda
kullanılan bir kavram. Anayasa Mahkemesi Danıştay da içtihadında bu kavramı kullanacak. Şimdi ne zaman geldi bu? Ne
zaman çıktı bu tartışma ve bizim kamu gücü kullanımı dediğimiz ideal kamu gücü kullanımını nasıl dönüştürdü? Bunu bir
anlamamız lazım. ilk tartışıldığı 2003 kamu yönetimi tasarısı, kamu yönetimi temel kanunu tasarısı biliyorsunuz
yasalaştı ama arkasından Cumhurbaşkanı Sezer ve hükümet arasında gitti geldi ve nihayetinde bu kanun yürürlüğe girmedi.
Ama kanunda iyi yönetişim tanımı yoktu ama tasarıda uzun uzun anlatıyordu. Tasarıda anlatıldığı biçimiyle çok
güzel, çok ideal bir tanım var. Diyor ki, "Çağdaş yönetimin geldiği yer burasıdır. Vatandaş odaklı olacağız,
şeffaf olacağız, katılımcı olacağız. İnsan haklarına saygı göstereceğiz ve sonuç hedefli olacağız ve
belirsizlikleri gidereceğiz, ayrımcılığı önleyeceğiz. Ya muhteşem bir tanım aslına bakılırsa gördüğümüzde ama böyle
olmayacak. İyi yönetişim kavramının eee Anayasa Mahkemesi içtihadından Danıştaya doğru gidişini alacağım ama Anayasa
Mahkemesi iyi yönetişimi eee şöyle şunu göstereyim size. Öncelikle Anayasa Mahkemesi norm denetiminde
2014'te eee Kenan Yıldırım Turan Yıldırım kararı ile bir belediyeye karşı olan alacaklar davasında iyi yönetişimi
kullandı. İyi yönetişimi içt dahil etti. Ama bizdeki norm denetimiki tartışma biraz daha eskiye gidiyor. Mesela eee
2008 tarihli Vakıflar Kanunu ile ilgili bir düzenlemede ilk kez karşımıza çıkıyor ve deminki o güzel naif
ifadelerin arka planındaki ekonomik politik mantığı anlatıyor ve diyor ki ülk kamu yönetimi dönüşüyor.
Küreselleşmeler, uluslararası rekabet, ekonomik krizler meseleleri dahil olmak üzere bunlar kamu yönetiminde bir
dönüşüm anlayışını simgeliyor. Dolayısıyla AYM'nin ilk kullandığı evre burası. Arkasından bu tartışma
12 evresinde Sayıştay Kanunua gündeme geliyor ve Sayıştay'ın denetim yetkisinin zayıflatılması bağlamında
acaba yapılacak olan düzenleme iyi yönetişime uygun mu tartışmasına dönüşüyor. Böyle bir eee şeyi var,
etkisi var. Ama 2014'te bireysel başvuruyla beraber alacak. Bireysel başvuruyla birlikte bir hukuk nakli
yapacak. Hukuk naklini kimden yapacak? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden yapacak. Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi'nin iyi yönetişime dair içı 2000'de ilkeleri oluştu. Öncelikle Beyler kararı sonra 2009'da Moskal
kararı ile beraber girdi. Mevzu ne? Mülkiyet hakkı tartışması. Ama asıl önemli olan konu ise Sovyetler
Birliği'nin çöküşü sonrasında eski Doğu Blok ülkelerinin kamu yönetiminin dönüştürülmesi, mülkiyet rejimin
dönüştürülmesi, özel piyasanın temellerinin kurulması amacıyla iyi yönetişim AHIM içdadına dahil edildi.
Ama orada kalmadı. İyiyönetişim bugün iklim krizi klima senyoren kararındaki kriterlerde karşımıza çıkıyor. Sendikal
özgürlüklere getirilen sınırlamalarda Belçika'ya karşı Hampert kararında devletin özgürlükleri sınırlandırmasının
meşru amacı olarak karşımıza çıkıyor ve deniliyor ki bir yandan hükümet faaliyetlerinin rasyonelliği
denetlenecek ama öbür yandan iş burada kalmıyor. İyi idareyle kalmıyor. Bir de iyi vatandaş tanımı var. Bu bizim
açımızdan biraz sonra önemli olacak. Çünkü iyi yönetişim içtihadı hak özneleri bakımından belli usuli, yeni
usuli yükümlülükler açtı. Mesela siz iyi niyetli olduğunuzu, özenli, beyanları ve tutumlarıyla tutarlı bir vatandaş
olduğunuzu eee ortaya koymak zorundasınız. İyi yönetişim içtihadı çerçevesinde. Haliyle vatandaşların daha
doğrusu hak öznelerinin bu anlamda yükümlülükleri de arttı. Hala elimizde bir yasal dayanaktan bahsetmedim. eee ve
hala da yok aslına bakılırsa ama AYM içtihatla bunu sürekli olarak kullanacak. Eee iyi idare meselesi
konusunda sadece Kamu denetçiliği kurumunda bir iyi yönetim şeyi var. İlkeleri tanımı var. Bu kavramlara
baktığımızda kanunlara uygunluk, ayrımcılığın önlenmesi, ölçülük vesaire de bu kavramlar hem Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi hem Anayasa Mahkemesi kararında iyi yönetişimin ölçütleri haline geldi. Ama halbuki şöyle bir soru
var. Hukuk devleti var, demokratik devlet var, insan haklarına saygılı devlet, ölçülük ilkeleri var. Bizim
aslında yerleşik kavramlarımız varken iyi yönetişim kapsamında bu ilkelerin değerlendirilmesi acaba bir fark
yaratıyor mu diye ben bir merak ettim. İzninizle de yavaş yavaş bu alana doğru eee ilerleyeceğim. Anayasa Mahkemesi iyi
yönetişimci kamu gücü kullanımı, bireysel başvuruda sonuç itibariyle kamu gücü işlem ve eylemlerini eee
ihmallerini değerlendirdiğimizden dolayı nasıl bir çerçeve kuruyor? Önce onu bir söyleyeyim. Sonra aktarıma geçeceğim.
Eee Anayasa Mahkemesi hemen şuradan ilk şeyden bakabilirsiniz. İyi yönetişimin ilk etkisi görülüyor. İdare karşısında
vatandaşın korunması amacı ve güçlendirilmesi amacı. İyi yönetişim amaçlarından biri buydu değil mi? Bir
tane eee örnek karar ekseninde temel ilkeleri size söyleyeyim. Der ki kamu yararı kapsamında bir konu söz konusu
olduğunda kamu otoritelerini uygun zamanda, uygun yöntemle, tutarlı bir şekilde ve azami özen yükümlülüğüyle
hareket etmesi gerekiyor. Peki bu özen yükümlülüğü dediğimiz şeyi nerede uyguluyor? AYM AHIM gibi mi uyguluyor?
Yaydı mı? Yaydı. mülkiyet hakkından, eğitim hakkına, sendikal özgürlüklere hatta yaşam hakkı ihlallerinde
soruşturma yükümlülüğü Cem Sarısülük kararında dahi karşımıza çıkabilen bir ilkeye dönüştü. İlk kararda mesela e dün
de konuşuldu bu diploma meselesi veya işte e belli statülerin insanlardan alınması, verilen statünün alınmasında.
Mustafa Güneşbahar Özgür Başvurusu 2025 tarihli son karar bu konuda AYM diyor ki idarenin iddiasını ciddi bir şekilde
temellendirmesi iy yönetişim bağlamında idarenin tutarlılığının göstergesidir. Arkasından da diyor ki, eee, bir sınavla
ilgili bir şüphe bu dil belgesinin iptali meselesi ve doçent olan bir kişinin de doçentlik statüsünün alınması
ile ilgili bir başvuru burada söz konusu olan AYM burada diyor ki idarenin yapması gereken şey buradaki
değerlendirmede ağır sonuçları olabilecek olağan dışı durum tespiti söz konusu olduğunda her bir bulguyu ayrı
ayrı inceleyecek. tek başına yeterli olmayan birden çok meseleyi bir torbanın içerisine atarsa varsayımsal sonuçlara
ulaşır kişiler bakımından. Haliyle yapması gereken idarenin özenli yükümlülüğü çok güzel. Arkasından bir
başka başvuruda Abidin Pişkin başvurusunda mesela burada da idarenin eee burada hani her ikisi bakımından da
yükümlülükler getiriyor demiştik, sorumluluk getiriyor demiştik. Buradaki olayda da mesela söz konusu olan şey de
hem idarenin kusurlu hareketi var hem başvurunun kusurlu hareketi var. İkisi de var. Peki ne yapacak? Dengeleme
yapmak zorunda. Çünkü diyor ki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Anayasa Mahkemesine sahipleniyor. Ölçülük
testinde yeni bir dönem açıyor. İyi yönetişim. Adil dengeyi kurmamız bakımından bu ilkeye ihtiyacımız var.
Burada da demiş ki mesela her ikisi de kusurlu. İdari işlemin tesisinden bir yıldan fazla süre geçtikten sonra iyi
yönetişimin unsurlarından olan tutarlılık ilkesine aykırı olarak aykırı olarak kamu menfaatleriyle bireyin
hakları arasında kurulan dengede bir yıldan sonra hareket etmesi idarenin ihlali getirmiş aslında. Dolayısıyla
gene vatandaşı koruyor ama iyi yönetişim bütün vatandaşları acaba koruyor mu? İstisnalarımız söz konusu mu? Bir
istisna 1 Mayıs Taksim yasağı. Biz burada da mesela bekliyoruz. Kamu yararı bireysel özgürlükler arasında bir denge
kurmayı. Çoğunluk diyor ki 1 Mayıs Taksim yasağı sağlayacağı fayda karşısında güvenlik gerekçesiyle eee
yaratacağı dezavantaj daha ağır olduğundan yani fayda karşısında dezavantaj daha ağır olduğundan buradaki
toplantı gösteri yürüyüş hakkının sınırlandırılmasında herhangi bir ihlal görmüyor. Karşı oydaki hakim bu sefer
şey iyi yönetişimi hatırlatıyor. Diyor ki madem ki biz idarenin gerekçeli karar almasını, tutarlı hareket etmesini,
azami özen yükümlülüğü göstermesini istiyoruz. İdare bu şekilde retorik gerekçelerle, klişeleşmiş gerekçelerle
yasal mevzuatı tekrar etmekten öteye geçsin ve eee ne yapsın? Somut bir gerekçe sunsun. 1 Mayıs yasağı ile
ilgili iyi yönetişim hattı sadece karşı oya geçti. Bu sefer ikinci bir vaka, ikinci bir başvuru Ayşegül Şimşek Mankan
kararı. Bu kararda da bir kişi eee olağanüstü hal döneminde eee sözleşmeli olarak çalışıyor bir yerde ve eee şey
yapılmış. Görevden uzaklaştırılmış arkasından iade edilmiş. İade edildikten sonra kesilen aylıkların eee iadesini
talep etmiş ve bu noktada eee kesilen aylıkların görev iadesinden sonra ödenmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının
eee aile hekimiymiş bu arada. mülkiyet hakkının ihlali ve ayrımcılık yasağının mülkiyetle bağlantılı ihlalini ileri
sürmüş. Şimdi burada AYM'nin hiç iyi yönetişimden bahsetmiyor ama iki tane güzel bizim için yoruma açık
yorumlayabileceğimiz kavramdan ya da şeyden ifade ifade kullanıyor. Soruşturmanın akıbetinin ne olduğuyla
ilgili diyor bireysel başvuru dolayı bireysel başvuru dosyasında bir bilgi yok. Haliyle diyor, başvurucunun
görevden uzaklaştırılmasında kendi fiilleriyle, uzaklaştırılmasına kendi fiilleriyle sebebiyet verdiği de
söylenemeyecektir. Kendi fiilleriyle sebebiyet verme. Bunu bir not edelim. Eee, burada bireyin kusuru ve özen
yükümlülüğünü arıyor iyi yönetişim bağlamında. Bir de diyor ki buradaki tedbirin, uzaklaştırma tedbirinin
başvurucunun kaçınılmaz olanın ötesinde zarara uğramasına yol açıp açmadı. kaçınılmaz olanın eee olanın ötesinde
zarara uğrama meselesi. Bu çok ilginç bir olay. Baktım bu kavramları nerede kullanmış? Kendi fiilleriyle sebebiyet
verme meselesi. İyi yönetişim içdadını büküyor. Oradaki kriterleri. Ayşegül Mankan eee kararında bahsettiği bu kendi
fiilleriyle sebebiyet vermeyi iki kararda kullanıyor ve bu kararların her biri terör olayların tazmini meselesi
ile ilgili. arkasından kaçınılmaz olanın ötesinde zarara
uğramaya dair 9 karar buldum. Her hepsi Ayşegül Bank kararının verildiği 2021 yılında verilmiş. 7 karar. İki karar
2022'de verilmiş ve sonra terk edilmiş bu şeyde ve buralarda da baktığımızda eee hani kaçınılmaz zarar dediğimiz
meselede neyi yorumluyor? Mesela kişiyi ifadeyi zorlamak üzere mal varlına el konulması, ceza hukuku kapsamında mal
varlığına el koyulması, idarenin görevden uzaklaştırıp iade ettiği kişilerin zararlarının giderilmesi
meselesi ile ilgili daha çok olağanüstüle bağlantılı meselelerde karşımıza çıkan ayrı nüanslı bir eee şey
yapıyor. Eee değerlendirme yapıyor. arkasından eee iyi yönetişim AHIM kararlarında olduğu gibi bir de
sınırlamanın meşru amacı olarak da karşımıza çıkıyor ve Osman Bayat kararı bunun bu açıdan önemli. Öğretmenler
nöbet gerevi için ayrıca ücret ödenmesi için greve gitmiş ve arkasından hükümet bir açıklama yapmış. Nihayetinde Anayasa
Mahkemesi iyetişimi burada da devreye sokmuyor. Ve burada da diyor ki zaten halihazırda bir hükümet kanadından
açıklama var. Bunu beklemeden, olgunla aşamasına gelmiş bu başvuruyun sonucunu beklemeden diyor eee şey yapmışsınız,
grev yapmışsınız. Çocukların eğitim hakkı ve güvenliğini güvenliğiyle arasında bir denge kuruyor kendince bu
noktada böyle. Ve diyor ki, eee, buradaki diyor, grev hakkıyla çocukların eğitim hakkı arasında eee, sendikal
özgürlüklerle bağdaşmayan, sendikaların katlanma yükümlülüğüne aykırı ve iyi yönetişime aykırı bir
durum var diyor. İlginç bir şekilde grev yapan öğretmenler de eğitimsli. Bunu da koyalım buraya. Şimdi devam ediyorum
biraz daha. Bunlar vatandaşa ilişkindir. İdare tasavvuruna gelelim şimdi. İdare tasavvuru meselesinde idare nasıl
hareket edecek noktasında deminkiler aslında deminki başvurular idarenin hareket ilkelerine dair de bir ibare bir
eee şey veriyordu aslında işaret veriyordu bize ama biraz daha içeriye doğru gideceğim ve Danıştaya doğru sizi
götürmeye çalışacağım. Şimdi Kenan Yıldırım kararında söz konusu olan mesele demiştim ki size Esenyurt
Belediyesi ile ilgili bir konu. Esenyurt Belediyesi eee kamulaştırmasız el atmış. Mahkeme tespit etmiş. Bu kararı
arkasından eee bedeli ödemesi lazım. Zarar ödemesi lazım. 4 yıl geçmiş. Üstelik kişinin el attığı taşınmazını
park alanı olarak yeniden değerlendirip alanına dahil edip bir taraftan da kamulaştırma kararı vermiş. Şimdi bu
evrede Anayasa Mahkemesi Kenan Yıldırım kararında iyi yönetişim işladının ilk kez koyduğu karar itibariyla eee diyor
ki kamu yararıyla işe hakları arasındaki dengeyi bozan bir yaklaşımı var belediyelerin.
Bu kamu yararına hareket etme, kamu hizmeti sunma, o görevlerini ve şeylerini, konumlarını kötüye
kullanıyorlar. açıkça diyor arkasına saklanıyorlar aslında kanuni güvencelerin. Haklı da olabilir bu arada
ama bu bireysel başvuruda tespit ettiği bu haklılık acaba belediye kanunuunun eeeaki bir güvenceyi tamamen ortadan
kaldırmaya imkan verebilir mi? Olay da şu aslında. Şu eee yani somut norm denetiminde eee belediye kanununda kamu
hizmetini aksat aksatmamak kaydıyla haciz yapılabilir. Hükmü de iptal edecek. Buradaki aşamada şimdi eee
idareyi zayıflattı. Şimdi ama öbür taraftan idareden de bir taraftan da iyi yönetişimci bir eksende hareket etmesini
de bekliyor. Bunun yaratabileceği bazı sakıncaları gidermek için bu sefer Veda Avuz kararında 2021'de dedi ki ya ben
tabii ki eee mülkiyet hakkını koruma çevresinde idareden koruyucu ve düzeltici önlemler beklerim ama bu
önlemleri beklerken de ne dedi şuradaki ifade? olağının ötesinde yani mali kaynakları ve personel kapasitesinin
olağının ötesinde de bekleyemem. Olağının ötesi gene geldi burada ama bu sefer idare bakımından geldi. Şimdi eee
uyum ve çatışma meselesinde AYM Danıştay meselesine bakayım ama gene bu idarenin örgütlenmesi, merkezden yönetim, yerel
yönetimler meselesi bağlamında bakayım dedim. Sınırlı baktım. Kusura bakmayın yetiştiremedim diğer meseleleri ama
belki bunlar birazcık çatışma ve uyum konusunda örnekler olarak şey yapabilir. Eee bize bazı şeyler söyleyebilir.
Mükemmel uyum kararı olarak adlandırdığım bir tane karar var. Anayasa Mahkemesinin norm denetiminde
verdiği eee bir karar bu. Söz konusu olan karar büyükşehir belediyelerinde il özel idarelerinin kaldırılması, il özel
idarelerinin yerine de yatırım izleme daire başkanlıklarının kurulması meselesi. AYM oradaki karar gerekçesinde
çok ilginçtir mesela şey der. İl özel idareleri evet bir anayasal yerel yönetim birimi ama bunların tek amacı
aslında yatırımlara aracılık etmektir. Yatırımlara aracılık edecek yerin yerine benobu kuruyorum. Böyle bir şey
söyleyecek. arkasından eee buradaki yatırım izleme daire başkanlıklarının her türlü yerelde kamu hizmeti yapıp
yapamayacağına dair bir tartışma dönüyor kararda ve diyor ki Anayasa Mahkemesi burada aslında YIKOPların temel amacı
merkezi idarenin taşlı'da yürüttüğü işlerle ilgili olarak e kurulması. kararda böyle gidiş gelişler var ama
diyor ki ama belediye hizmetlerini de yapabilir. Belediyeler de sonuç itibariyle kamu tüzel kişisi olduğuna
göre idari vesayette anayasal bir düzenleme olduğuna göre bunu da yapabilirler deyip bir yol açıyor.
Arkasından eee Danıştaya baktım. Danıştayda bu konuya ilişkin olarak mesela bir şey gelmiş mi? Danıştay
yönüne bir dava gelmiş mi? Yatırım izleme daire başkanlıklarının pratiğine ilişkin bir şey gelmiş mi? gelmiş.
2019'da Foça Belediyesi bu yatırım izleme daire başkanlık, yatırım izleme koordinasyon başkanlıklarının
görevlerine ilişkin olarak cumhurbaşkanının çıkardığı kararın şeyini eee kararın aslına bakılırsa bazı
hükümlerinin eee hem belediye kanunu hem anayasadaki düzenlemelerle çeliştiğini ve iptalini talep etmiş. Bu kararı
mükemmel uyum kararı olarak söylememin sebebi şu. Danıştayın kararında adeta gerekçe yok. AYM kararını şeyden
itibaren, tetkik hakiminden itibaren parça parça keserek yapıştırmışlar ve nihayetinde demişler ki bu noktada Foça
Belediyesi'nin iddia ettiği şekliyle baktığımızda bir yetki karmaşası yok. Aynı zamanda yet karmaşasının e ötesinde
eee mali meselelerle ilgili bütçe meseleleri, yatırım izleme daire başkanı yaptığı hizmetlerin parasını kim
ödeyecek tartışmasında da bir belirsizlik yok diyor. Ve nitekim diyor Anayasa Mahkemesi'nin de şu kararında
söylediği gibi hiçbir problem yok. Gerekçe yok. Kararda atıf var sadece diyebiliriz belki. İkinci karar bitiyor
hocam. Az kaldı. Eee iki tane şey kaldı. İkinci karar eee benim ele aldığım norm denetimi bakımından AYM'nin verdiği tek
hazine kurumlar hesabı kararı. Şimdi iyi yönetişimci idareyi Kenan Yıldırım kararından sonra hatırlarsanız bir sürü
mal varlığından yoksun bırakmıştı. Arkasından eee tek hazine kurumlar hesabı dediğimiz düzenleme de 2018'de
yapıldı. 4749 sayılı kanunda ve bu düzenleme o dönemde çokça tartışıldı aslında. sebeplerinden bir tanesi de eee
tartışılmasının sebeplerinden bir tanesi merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına riayet etmeksizin eee bütün
işte yerel yönetimlerin öz kaynakları artı merkezden aktarılan bütün kaynakların
tek hazine kurumlar hesabında toplanması ve bunların eee değerlendirmesine cumhurbaşkanının karar vermesi ve tek
hazine kurumlar hesabına eee aktarılacak, kaynağa aktarılacak belediyeleri de cumhurbaşkanının
belirlemesi in dair bir düzenleme yapıldı. Şimdi Anayasa Mahkemesi bu evrede şeyi izlemek zorunda değil. Seçim
gündeminin geldiğini ve cumhurbaşkanının işte mali açıdan belediyeler topal ördektir ifadesini izlemek zorunda
değil. Takip etmek, dikkate almak zorunda değil. Ama bu kararda yaptığı gibi amaç ikamesi yapmak zorunda da
değildi. Şöyle ki karara baktığımızda diyor ki kamu kaynaklarının etkin ve verimli bir şekilde yönetiminin
amaçlanması iyi yönetişimci bir amaç tabii ki olacak. eee idarelerin tek hazine kurumlar hesabı kapsamına
alınmamaları halinde ekonomik olarak dezavantajlı duruma düşmelerinin önlenmesi amacıyla tedbir
alınmıştır diyor. Gerçekten mi? Yasakoyucunun bu düzenlemeyi getirirken amacı bu mu? Amaç ikamesi yapmak zorunda
mı? ki kaldı ki karşı oyda karşı oydaki AYM üyeleri diyor ki AYM'nin ekonomik yarar dezavantaj değerlendirmesi yapma
görevi olmadığı gibi yetkinliği de tartışmalıdır diyor mesela bu noktada böyle bir eee şey yapılmış. Ne oldu peki
sonrasında? İşler tabii ki karıştı. Uygulamasını anlatm anlatamayacağım şu anda ama uygulama itibariyla şuraya
bakabilirsiniz ama önce size Danıştay kararını da söyleyeyim. Şimdi tek hazine kurumlar hesabı ile ilgili olarak
Danıştayla AYM uyumunu gösteren bir bir şey karar örneğiydi bu. Ama Danıştay daha nitelikli bir gerekçe arayışında
AYM'ye göre bu kararda ve diyor ki eee AYM'nin kararında hiç geçmeyen ve aslında eee kamu yönetimi anlayışının
iyi yönetişimci yansımasını temellenmesinin teşkilatını kuran bir 5018 sayılı kanunumuz var bizim. Kamu
mali yönetimi ve kontrol kanunu Danıştay diyor ki aslında diyor bu diyor tek hazine kurumlar hesabını 188 sayılı
kanun ekseninde değerlendirirsek daha sağlıklı sonuca varırız. AYM'nin eksiğini gideriyor aslına bakılırsa
yaptığı şey. Eee diyor haliyle diyor tek hazine kurumlar hesabı açısından mahalli idarelerin buraya dahil olmadığını diyor
söyleyebiliriz diyor. AYM ama diyordu ki kaldı dahil edilebilirler. Danıştay diyor ki, "Hayır, dahil edilemezler bu
karar ekseninde." Ama diyor, "Cumhurbaşkanı tek ayrıca karar alırsa dahil edilebilirler." Ama neden? Çünkü
5018 sayılı kanun itibariyle eee, biz bunun zeminini zaten oluşturduk. Peki ne oldu? Bu ikisi arasında yer yer çatışma,
yer yer uyumun olduğu noktada Anayasa Mahkemesi Danıştay kararını verdi. Ama yürütme bu meseleyi 2026'ya kadar
düzenlemedi. İkisi arasındaki çatışmanın böyle bir etkisi de olabilir. Yani ikisi de kendi hükmünü, kendi yorumunu ortaya
koydu ama uygulamayı etkileyemediler ve 2026'da bir yönetmelik eee şeyi getirildi. 26'da muhasebe yönetmeliğinde
bir düzenleme yapıldı ama o daha payrıca bir tartışmaya tabi. Bir son eee şey eee karar örneği
vereceğim. Amaç ikamesi versus karşıoy diye bir başlık attım. Bu da çokça tartışılan konulardan biri. Yakın
zamanda tartışıldı. Belediyelerin bu ulaşım koordinasyon UKOM yerel yönetimler karşısında merkezi yönetimin
eee şey üyelerinin sayısının artırılması eee denge bozuldu. Bu noktada Anayasa Mahkemesi'nin 2004'te verilen bir tane
kararı var. Yasama yetkisi, yasama organı takdiri yetkisine gönderme yaptı. Danıştayın önüne 2023'te bu mesele ile
ilgili olarak bir başvuru yapılmış. bir yönetmelik, yönetmeliğin iptali talep edilmiş ve Danıştay'ın gerekçesi bu
sefer AYM'nin çok daha ötesine geçiyor ve diyor ki burada diyor merkezi yönetimin üyelerinin sayısının
artırılması katılımcı demokrasiyi uygulamak açısından diyor söz konusu amaç ikamesinde Danıştay AYM'yi bu sefer
solladı. Eee yaptığı eee şey itibariyle açılım itibariyle ama bir tane karşıoy var. O Karşoy diyor ki özellik özelklik
dediğimiz meselede temsilde orana da bakmak lazım. Özerkliğe bu da dahil diye bir hatırlatma yapıyor. Böyle
diyebiliriz belki. Norm denetiminde bir uyum vardı. Son slaytım bu. Sabrınız için şimdiden teşekkür edeyim. norm
denetimde bir uyum vardı ama acaba AYM'nin bireysel başvuruda bu iyi yönetişimci yaklaşımda diploma
şeyleri iptalleri ile ilgili mesela çizdiği çerçevede idarenin tutarlılığı meselesi ve ne zaman hareket edeceğine
dair konuda acaba Danıştay benzer bir yaklaşımı benimsemiş mi diye bir baktım. Eee, maalesef diyeceğim. Çünkü eee
2017'de kamu görevinden çıkarılan 2018'de doktor öğrencisi olarak TÜBİTAK bursuna başvurup TÜBİTAK bursunu alan
bir kişinin bursu 2020'de faiziyle beraber geri istenmiş. Bu noktada eee Danıştay'da şöyle bir
tartışma var. Danıştay diyor ki, eee, ya açık hata halinde işlemi geri alabilecek ya da e ilgililerin gerçeğe aykırı
beyanı veya hilesi dolayısıyla bu işlemi geri alabilecek. tesis ettiği işlemleri, bunları süre kaydı aranmaksızın geri
alması mümkün eee tartışmasını yaptıktan sonra başvurucudan eee söz konusu olaydaki kişiden eee kişinin kaykayla
eee ihraç edildiği belli ama eee TÜBİTAK bu noktada bunu sormamış, bu bilgiyi almamış. Bu noktada şunda mutabık
danıştay diyor ki kişinin gerçeğe aykırı bir beyanı yok, yanıltması yok. Peki acaba bu açık hata olabilir mi diye bir
tartışma çıkmış ve nihayetinde Danıştayın çoğunluğu diyor ki burada açık hata var. Danışta şey TÜBİTAK açık
hatada bulunmuş. Çünkü kendisinin aldığı bir kural. Eğer ki olağanüstü hal kapsamında bir işlem yapılırsa bursun
kesilebileceği, projenin sonlandırılabileceğine dair bir düzenleme varmış. Bunu diyor yanlış
uyguladı, yanlış yorumladı, açık hata yaptı. Açık hatası var ve işlemi ayakta tutuyor. Bir tane karşı oy var sadece.
Orada da diyor ki, "YM Nabil'in pişkin kararı vardı." AYM Nabil'in pişkin kararında idarenin tutarlığı diye bir
mesele vardı. "Bu hatırlayalım" diyor ama tabii ki bunun bir etkisi olmuyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Sabrınız
için tekrar teşekkür ederim. Züfi hocam teşekkür ediyorum ben de. >> Evet programın sonuna gelmiş
bulunmaktayız. Bizler değerli konuşmacılarımıza çok teşekkür ediyoruz. Sonuç bildirgesini açıklamak üzere
Türkiye Barolar Birliği Başkan danışmanı Doktor Öğretim Üyesi Sayın Kastım Akbaş'ı kürsüye davet ediyorum.
>> Eee herkese merhabalar. Ben de saygıyla selamlıyorum herkesi. İki gün süren, son derece yoğun geçen bir eee etkinlik
oldu. Nicelik olarak da, nitelik olarak da eee tatmin edici olmuştur diye düşünüyorum. İdari yargının son dönemde
bu kadar ayrıntılı ele alındığı başka bir toplantı olmuş mudur bilmiyorum. Her yönüyle ele alındı. Çeşitli görüşler
dile getirildi. Bütün katılımcılara, dinleyicilere eee teşekkür ediyorum. Sonuç bildirgesini okuma görevi de bana
düştü. Onu sizlere takdim edeceğim. Şimdi Türkiye Barolar Birliği İdare ve Vergi Hukuku Komisyonu tarafından
düzenlenen İdari Yargının Güncel sorunları sempozyumunda idari yargının gelişimi ve bugün içinde bulunduğu
koşullar tüm yönleriyle değerlendirilmiş, kurumsal, yapısal ve konjonktürel sorunları ele alınmıştır.
İki gün süren toplantıda sunulan tebliğler, genel olarak yargı sisteminde, özel olarak ise idari
yargıda yaşanan sorunların yapısal hale gelmeden müdahale edilmesi gereken meseleler olduğunu ortaya koymuştur.
İdari yargının kurumsal yapısında son yıllarda gerçekleşen dönüşümler insan hakları üzerinde çok boyutlu sonuçlar
yaratmaktadır. Özellikle 2010 sonrası anayasa değişiklikleri ile hakimler ve savcılar Kurulu'nun yapısında meydana
gelen değişimlerin yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına olumsuz yansımaları olmuştur. Danıştay'da gerçekleştirilen
yapısal dönüşümlerle içtihat birliği ve yargısal etkinliği aşındırılmıştır. Bölge idare mahkemelerinin kurulmasıyla
birlikte idari yargıda iş yükünün dağılımı, kararların öngörülebilirliği ve hak arama özgürlüğü açısından da
çeşitli sonuçlar ortaya çıkmıştır. Oysa yargı alanındaki kurumsal reformların yargının insan hakları standartlarıyla
uyumunun güçlendirilmesine yönelmesi esas olmalıdır. İdari yargıda muhaenin insan haklarının
korunmasının mı sınırlandırılmasının mı aracı haline geldiği sorusu giderek daha fazla ağırlık kazanmaktadır. Bu anlamda
resen araştırma ilkesinin sebep ikamesi ve idarenin yerine geçme yasağının önem kazandığı görülmektedir. Bu hususlar
yargılama faaliyetini doğrudan etkileyerek yargılama yetkisinin kullanımında sistematik sorun alanları
yaratmaktadır. Barış için akademisyenler bildirisi imzacılarını da içermek üzere olağanüstü hal kapsamındaki davalarda
idari yargıda insan hakları açısından yaşanan sorunların hem normatif düzenlemelerden hem de bu düzenlemelerle
birlikte yargılama ilkelerinin yorumlanma ve uygulanma biçiminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Sulh Ceza Mahkemeleri 2005'e kadar sınırlı alanlarda idari yaptırımlara itiraz merciği iken kabahatler kanunu
ile genel görevli hale gelmiş. 2014'te kaldırılarak yerlerine sulh ceza hakimlikleri kurulmuştur. Ancak özü
itibariyle bir idari işlem olan idari yaptırımların tek bir hakim tarafından yeterli hukukilik denetimine tabi
tutulamaması denetimin yüzeyselleşmesine yol açmıştır. Ayrıca bu hakimliklerin ceza tedbirleri ve erişim engellemeleri
yoluyla adil yargılanma, ifade ve haber alma özgürlüklerini zedelediği, kararlarına etkili itiraz yolu
bulunmamasının da adil yargılanma hakkını sistematik olarak ihlal ettiği görülmektedir.
idari yargılama pratiklerinin akademik özgürlük ve basın özgürlüğü özelinde, ifade özgürlüğü özelinde de önemli bir
eee özgürlüğü üzerinde de önemli bir etkisi bulunmaktadır. Öte yandan Kartalkaya davası örneğinde görüldüğü
üzere kamu ajanlarının sorumluluğunun belirlenmesinde, dolayısıyla adalete erişim hakkının sağlanmasında da idari
yargı önemli bir işlev kazanmış durumdadır. İdari yargı yerlerinin sadakat kavramını anayasaya sadakat
yerine siyasi iktidara sadakat anlamına gelebilecek şekilde yorumlamaları ifade özgürlüğünün önünde engel
oluşturmaktadır. Danıştayın son dönemde RTÜK kararlarını demokratik toplumda zorunluluk ölçüsü çerçevesinde
değerlendirildiği görülmektedir. Nihayet kamu ajanlarının sorumluluğunun belirlenmesinde özellikle üst düzey kamu
görevlilerinin soruşturulmasına izin verilmemesi ceza hukuku açısından sorumluluk süreçlerinin işletilememesine
sebep olmaktadır. Anayasal düzen açısından yüksek yargı kararlarının uygulanmamasının söz konusu bile
yapılamaması gerekir. Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır. Ayrıca bireysel başvuru kararlarının objektif etkisi de
göz önüne alınmalıdır. Keza Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyup uymamakta bir tercihe bırakılamaz. AYM
ve AHIM kararlarının uygulanma yükümlülüğü tartışma konusu yapılmamalıdır. Aksi bir durum kuvvetler
ayrılığı ilkesini fiilen ortadan kaldıran bir sonuç doğurmaktadır. Bu çerçevede idari yargının insan
haklarının güvencesi olma işlevini yeniden ve etkin biçimde yerine getirebilmesi için yargı bağımsızlığı ve
tarafsızlığını güçlendiren kurumsal düzenlemelerin hayata geçirilmesi, yargılama ilkelerinin insan hakları
odaklı yorumlanması ve uygulanması, etkili başvuru yollarının tesis edilmesi zorunludur. idari yargının bireyin hak
ve özgürlüklerini koruyan bir denge ve denetim mekanizması olarak eee işlev görmesi, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması, ifade özgürlüğü başta olmak üzere temel haklara yönelik
müdahalelerin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk denetimine tabi tutulması ile mümkündür.
Sempozyumda yapılan değerlendirmeler ışığında idari yargının mevcut sorunlarının giderilmesi yönünde ortak
bir irade ortaya konulmuş. Hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve insan haklarının etkin korunması için gerekli
adımların ivedilikle atılması gerektiği vurgulanmıştır. Tekrar herkese katılımları ve katkıları
için teşekkürler. Yeah.
Türkiye idari yargısı, yapısal dönüşümler ve hakimler-savcılar kurulu değişiklikleriyle yargı bağımsızlığını etkileyerek insan haklarının korunmasında kritik bir rol oynar. Bölge idare mahkemelerinin kurulması, iş yükünü azaltarak vatandaşların hak arama özgürlüğünü artırmıştır.
İdari yargı, barış bildirisi imzacısı akademisyenlere yönelik davalarda bazen Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararlarına karşı durabilmektedir. Akademik özgürlükler kapsamında sadakat yükümlülüğü yorumları tartışmalıdır; örneğin, "Tasavvuf Yolculuğunda Nefsi Terbiye ve İnsanı Tanıma" gibi eserler çevresinde bu tartışmalar sürmektedir.
Kamu görevlilerinin idari, mali ve cezai sorumlulukları bulunur ve bunlar hizmet kusuru, görev kusuru ve kişisel kusur olarak ayrılır. Kartalkaya otel yangını davası örneğinde olduğu gibi, kamu ajanlarının eylem ve ihmalleri idari yargı tarafından incelenerek sorumlulukları ortaya konur.
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararlarının objektif ve subjektif etkileri vardır ancak bazı ihlal kararları uygulanmayabilir ve yargı organları direnç gösterebilir. Danıştay ve Yargıtay içtihatları mahkeme kararlarının bağlayıcılığını belirleyerek uygulamanın denetimini sağlar.
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay, iyi idareyi norm denetimi kararlarıyla değerlendirir ve merkezi ile yerel yönetimler arasındaki uyum veya çatışma durumlarını inceler. İyi yönetişim ilkeleri, bireylerin hak ve özgürlüklerine olumlu etkiler yaparak idarenin şeffaflık ve hesap verebilirliğini artırır.
İdari yargının insan haklarını etkin koruyabilmesi için bağımsızlığın güçlendirilmesi, yargılama ilkelerinin insan hakları odaklı yorumlanması ve Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının tam uygulanması önerilmektedir. Ayrıca, demokratik toplum standartlarını gözeten müdahale sınırlamalarının getirilmesi önem taşımaktadır.
Heads up!
This summary and transcript were automatically generated using AI with the Free YouTube Transcript Summary Tool by LunaNotes.
Generate a summary for freeRelated Summaries
Yusuf Suresi 102-105. Ayetler: Peygamberlik ve İnsanların İnançsızlığı Üzerine Derinlemesine Analiz
Bu içerikte Yusuf Suresi'nin 102-105. ayetleri bağlamında Hz. Muhammed'in peygamberliğinin gayb haberleriyle nasıl teyit edildiği ve insanların iman etmeme durumlarının hikmetleri ele alınmaktadır. Aynı zamanda tebliğ ve irşatta karşılaşılan zorluklar, ücret beklentisi olmadan hizmet etmenin önemi ile ilgili detaylı çıkarımlar yapılmaktadır.
Tarihin Popülaritesi ve Sosyal Medya Üzerindeki Etkisi
Bu video, tarih ve sosyal medya arasındaki ilişkiyi ele alıyor. Tarihin neden bu kadar popüler hale geldiği, insanların geçmişe olan ilgisinin artması ve sosyal medyanın bu süreçteki rolü tartışılıyor. Ayrıca, tarihsel olayların günümüzle nasıl kıyaslanabileceği ve muhakeme yeteneğinin önemi vurgulanıyor.
Cinayetlerin Ardında Yatan Karanlık İlişkiler: Nezaket ve Zeki Aydın Olayı
İç içe geçmiş cinayetler, kayıplar ve karanlık ilişkiler müge anlıda ele alınıyor.
Tasavvuf Yolculuğunda Nefsi Terbiye ve İnsanı Tanıma
Bu dersimizde nefsin tanınması, insanın varoluş gayesi ve nefsi terbiye etmenin önemi üzerinde durduk. Nefsin beş temel gücü ve düşüncenin ruhani yolculuktaki yeri detaylı örneklerle anlatılırken, tasavvuf yolunda sadakat, tevbe ve kalp temizliğinin rolü vurgulandı.
TYT ve MSÜ Tarih Sınavına Hızlı ve Etkili Hazırlık Rehberi
Bu kapsamlı rehber, TYT ve MSÜ sınavlarına 4 ay kala tarih dersinde başarı için kritik konuları ve stratejileri özetliyor. Tarihin temel kavramlarından Türk tarihi, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi önemli olaylarına kadar kapsamlı bir bakış sunuyor ve motivasyonunuzu artırmayı hedefliyor.
Most Viewed Summaries
Kolonyalismo at Imperyalismo: Ang Kasaysayan ng Pagsakop sa Pilipinas
Tuklasin ang kasaysayan ng kolonyalismo at imperyalismo sa Pilipinas sa pamamagitan ni Ferdinand Magellan.
A Comprehensive Guide to Using Stable Diffusion Forge UI
Explore the Stable Diffusion Forge UI, customizable settings, models, and more to enhance your image generation experience.
Mastering Inpainting with Stable Diffusion: Fix Mistakes and Enhance Your Images
Learn to fix mistakes and enhance images with Stable Diffusion's inpainting features effectively.
Pamamaraan at Patakarang Kolonyal ng mga Espanyol sa Pilipinas
Tuklasin ang mga pamamaraan at patakaran ng mga Espanyol sa Pilipinas, at ang epekto nito sa mga Pilipino.
How to Install and Configure Forge: A New Stable Diffusion Web UI
Learn to install and configure the new Forge web UI for Stable Diffusion, with tips on models and settings.

